eren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2009 Perşembe

Adres değişikliği

Herkese merhaba,

Blogumu bir süredir güncellemediğimi fark etmişsinizdir. Aslında güncelliyorum, ancak burada değil, yeni adresinde.

Bundan böyle bu linki kullanmayacağım. Artık yazılarımı http://www.erenkumcuoglu.com/ adresinden takip edebilirsiniz.

Görüşmek üzere.

30 Haziran 2009 Salı

İkinci yıl


İlk yazımı yazmamın üzerinden yine iki sene geçmiş, iki gün farkla blogumun doğum gününü yine kaçırmışım.

Yazılarımı takip edip nitelikli yorumlarıyla yazılarıma değer katan herkese çok teşekkür ediyorum.
Siz olmasaydınız 2 sene boyunca monolog yapmak oldukça sıkıcı olurdu!

Madem bu yazıyı tamamen bloguma ayırdım, bunu bir fırsata çevirelim...
Eleştirileriniz varsa benimle paylaşabilirsiniz. Hepsini memnuniyetle dinlemeye hazırım...

Nice yaşlara diyelim...

26 Mart 2009 Perşembe

Ufak bir yenilik...

Uzun zamandır FriendFeed kullanıyorum.

Kabul etmem gerekir ki microblogging, normal bloglama alışkanlıklarımı oldukça değiştirdi.
Artık daha "anlık", daha hızlı paylaşıyorum. Başkalarının yazılarının ve paylaşımlarının altına kendi görüşlerimi ekliyorum.
Blog yazılarımın konularını ise şimdilik daha spesifik, pazarlama iletişimi'nde bugün fazla bahsedilmeyen ancak gelecekte sıkça konuşulacağına inandığım konulara yönlendirdim. Umarım faydası dokunuyordur...

Yazılarıma yapılan nitelikli yorumların bir kısmı da FriendFeed hesabımın altında toplanıyor. Okuyucuların büyük bir kısmının bu nitelikli yorumlardan nasibini alamıyor olmalarına kafamı takmışken, bugün yeni bir eklentiyle bu sorunu hallettim.
Bu eklentiyle
artık blog yazılarımın altında, FriendFeed'de yorumları da görebileceksiniz.
Ayrı bir pencere açmanıza gerek yok, tek tıklamayla yazı genişliyor ve FriendFeed yorumlarına ulaşabiliyorsunuz.


Yazılarımı RSS'ten okuyan arkadaşların gözüne çarpmayabilir diye hatırlatmak istedim.

Herkese şimdiden neşeli, keyifli ve güneşli bir haftasonu diliyorum!

2 Eylül 2008 Salı

Mazeret

Hiç sevmem, ancak affınıza sığınarak...

Cuma'dan Salı gününe kadar kafamı toparlamak, tazelenmek ve yeni fikirler üretebilmek için yıllık iznimin bir bölümünü kullandım.

Tatilden önce ve tatil boyunca yaşadığım bazı aksilikler / fiziksel kazalar yetmemiş olacak, hepsinin üzerine bugün de bir motorsiklet kazası geçirdim.

Başıma gelenleri sorgulayan bir zihin, bozuk bir moral, dinlenmekten ziyade yorulmuş bir bünye, irili ufaklı ezikler / morluklar ve dağılmış bir motorsiklet kaldı geriye.

Bunları mazeret göstererek haftasonuna kadar biraz ara vereceğimi bildirmek istedim, hepsi bu.

Hepinize kazasız belasız günler dilerim...

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Odaklanın; Kaybettiğiniz zamana...

Bazen Iraz'ın da dediği gibi, küçük insanları bırakıp yola devam etmek gerek...



İş yaşamında telefondaki kaba insana, müdür konumundaki zorbalara karşı kendi doğrularınız için savaştığınızı düşünüyor olabilirsiniz...
İkili ilişkilerinizde karşınızdaki insana onlarca dakika boyunca laf anlatmaya çalışabilirsiniz...
Trafikte asabınızı bozan kimseyle camın ardından avaz avaz birbirinize bağırarak kendinizi haklı çıkarma mücadelesine girebilirsiniz...

Kim kazanır? Ne kazanılır?
Hiç düşündünüz mü?

Bu tip tartışmaları sürdürürken kendinize, elinizde yapacak işlerin, görüşeceğiniz arkadaşların, gezip göreceğiniz yerlerin, ya da keyifli bir günün olduğunu hatırlatın...

Mücadele etmeyin.

17 Temmuz 2008 Perşembe

"Zihin körü" insanlarla iletişim

Bu insanlar her yerde karşınıza çıkabilirler.
Sosyal ortamlarda, ofisinizde, toplantılarda... Daha da kötüsü; iş görüşmesinde!

İK ya da pazarlama departmanı yöneticileriyle görüşürken, sahip olduğunuz bilgi dağarcığınızı jargonuna göre aktarmaya çalıştığınızda sizi, binlerce fersah uzaktan dinlediklerini anladığınız oldu mu?

Böyle durumlarda en güzeli görüşmeyi bir an evvel sonlandırmaktır, zira karşınızdaki kimseyle iş görüşmesinde vereceğiniz iletişim mücadelesinin aynısını çalışırken de vereceksiniz!

"Yok, ben pes etmem" diyenlerdenseniz güzel bir tecrübe yazısı; bakın Cadı iş görüşmelerinde ( 1 - 2 - 3 - 4 ) "zihin körü" insanlarla nasıl mücadele ediyor...

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Mesleğinize "pazarlamacı" diyorsanız...

Yüce'nin geçenlerde iyi bir pazarlamacı olmanın gereklilikleri hakkında yarattığı listeye bir göz atın derim. Kendinizi test edin, kaçının yanına tik atabileceğinizi görün.

Bu ütopik listenin altına yorumumu yazdım, Yüce'de bu yorumu blogumda paylaşmamı önerdi.

"Zaman dilimi olarak içinde az bulunduğum pazarlama-iletişim camiasını düşündüm ve genç bir iletişimci olarak soruyorum;

İyi sunum yapmak... Kaç pazarlamacı-iletişimci gerçekten iyi sunum becerilerine sahip?

Okumak... Kaç pazarlamacı bilgilerini taze tutmaya çalışıyor, bildiklerini yeniden hatırlıyor?

İsmi google'landığında nitelikli sonuçlara ulaşılması... Kaç pazarlamacı "online community evangelist"lik yapıyor?

Blog yazması-okuması... Yok canım!

Ayaküstü sohbetlerin ustası olması... Kaç pazarlamacı etrafındakilerle doğru dürüst iletişim kurabiliyor?

Benim gördüğüm kadarıyla bizim pazarlamacı-iletişimcilerimiz iyi sunumu, uzun yazıları madde haline getirip toparlamakla tanımlıyor.

Okumaya "bullshit" diyor. Ajanslarda kitaplara gülünüp geçiliyor, kurumsalda ise "sen toysun kitap okumaya devam et" deniyor.

Trend takibi mi? Daha neler!

İsmi google'landığında sonuç çıkmaması çok normal. İnternet'te neymiş? Facebook'tan ve MSN'den ibaret bir oyuncak.

Blog okuması-yazması da nerden çıktı? Akşama Şamdan'da parti var adamım, vakit ayıramam böyle şeylere!

En ölümcül günah ise şu sohbeti becerememe konusu. Sorumlusu olan unsur, yukarıdaki olumsuzlukların hepsinde bulunuyor bana göre; Kibir.

Pazarlamacılarımız-iletişimcilerimiz o acaip kibirlerinden kurtulabilseler, insanlarla diyaloğa girmekten çekinmeseler, başarısızlıklarından ders alabilseler... Belki o zaman iyi bir pazarlamacı, iyi bir iletişimci olabilirler.

Geri kalanı kendiliğinden olacaktır..."

Benim mevcut durum görüşüm budur. Daha tecrübeli (ya da tecrübesiz!) olup ekleme yapmak isteyen var mı?

3 Temmuz 2008 Perşembe

Motosiklet ölüm değildir!

Bir motosiklet sürücüsü olarak trafikteki insanları (özellikle otomobil sürücülerini) bilinçlendirmek adına bir sunum hazırladım. Slideshare'den izlenebilir ve download edilebilir şekilde sunuyorum.


Çok başarılı bir sunum olmadığının farkındayım, ancak kendimi en kısa yoldan ifade edebileceğim formatın bu olduğunu düşünüyorum.

Bir istatistiğe göre 1 motosiklet sürücüsü, bu bilinci ister istemez etrafındaki 100 kişiye aşılıyor.
Ben daha fazlasına ulaşmak istedim.
Siz de etrafınızdakilerle bu bilgileri paylaşabilirseniz, belki ufak çaplı da olsa bir değişim yaşanır.
Ne de olsa değişim, bireylerden başlar...

30 Haziran 2008 Pazartesi

Özel günler

Blog yazmaya başlayalı 1 sene 2 gün olmuş.
Yani yine "özel bir gün"ü kaçırmışım.

Özel günleri hatırlamakta hep sorun yaşadım; belki bana o kadar da özel gelmedikleri içindir.

Yaşgünleri, yıldönümleri ve diğer "özel günler"...

Bu kayıtsızlığın nedeni, zaten ilgilendiğim (ya da ilgilenmediğim) insanlara yeterli özeni zaten gösterdiğimden olabilir.
Sizinle paylaşımı özel günlerden ibaret olan insanların doğum gününüzü kutlaması sizin için bir şey ifade eder mi?
Hep yanınızda olan insanların bu tip günleri hatırlaması gerekir mi?

Benim her iki soruya da cevabım; hayır!

DtbD? için (ilk zamanlardaki kadar olmasa da!) yeterli özeni gösterdiğimi düşünüyorum.
Umarım siz de öyle düşünüyorsunuzdur.

21 Şubat 2008 Perşembe

Neden "diğerleri" bizi sev(e)mez?

Çünkü;
- Birikimimizi,
- Başarılarımızı,
- Yeteneğimizi,
- Düşünce yapımızı,
- İçinde bulunduğumuz ivmeyi asla yakalayamayacak,
- En önemlisi de, birçoğu, öğrenme ve başarma hırsımızı asla sahip ol(a)mayan ve asla anla(ya)mayacak milyonlarca sıradan insanın arasındalar.


Biz onların anlayamadığı kavramlarla bir şeyler başardıkça onlar daha çok hırslanacak, ancak yine durumu düzeltmek için bir şey yap(a)mayacaklar. Çünkü bu, yetenek, kapasite, kafa meselesi.

İnsanlar tarih boyunca anla(ya)madıkları şeylere ya saçmalık deyip geçmişler, ya da onlardan korkmuşlardır. En zavallı grup ikisini birden bünyelerinde taşıyan insanlardır. Zira olanı biteni anla(ya)madıkları gibi, bir de kendilerini haklı çıkarmaya, sizi de karalamaya çalışırlar.


Sanmayın ki bu satırları öfkeyle yazıyorum. Aslında benimle yaşıt ya da daha genç arkadaşlara demek istediğim şu; Karşınıza, sizden çok öncedir makamında oturan, kişisel başarıları sınırlı, genç ya da yaşlı da olsa öğrenmekle sorun yaşayan, kendisinin en iyiyi bildiğini iddia eden, aşırı kompleksli insanlar çıkıp sizi demoralize etmeye çalışabilirler.

İstedikleri şey eski köye yeni adetler getirmemeniz, sivrilip, yeni kahraman olmamanız.
Yılmayın! Onları anlayın; Çünkü korkuyorlar. Daha donanımlı, daha yetenekli, daha hızlı öğrenen, daha hızlı cevap veren, daha çok iş bitiren sizsiniz.

Onların asla anla(ya)mayacağı şeyleri siz hep biliyor olacaksınız. Bu yüzden onlardan hep bir kaç fersah önde olacak, zamanı gelince üstlerine basıp yolunuza devam edeceksiniz.

Günün sonunda kazanan olduktan sonra bunların hiç bir önemi kalmayacak. Sizin için.

30 Aralık 2007 Pazar

En içten dileklerimle...

2007 size ne getirdi bilemiyorum, ama benim için bir geçiş yılıydı. Askerlik, tatil, iş arama derken bütün süreçleri tamamlayıp yeni bir yıla başlıyorum.

Blog yazmaya çok kısa bir süre öncesinde başladım. 6 ayda bir sürü insanı tanıdım, kiminizle bazı etkinliklerde yüz yüze görüşme imkanı buldum, kiminizle henüz bulamadım, belki de hiç bulamayacağım ancak yine de sizi tanıyabildiğim için çok memnunum.

Aylık ortalama 22 olan yazı giriş miktarımın, yeni işimin verdiği heyecanla git gide düştüğünü görebiliyorum. Yazma aralığımı tam kestiremesem de Aralık ila Kasım aylarının oranında olacağını zannediyorum.

Yeni yılda blog içeriği için esinlendiğim bir kaç farklı fikrim var. Onlar dışında, reklam yerleştirmeyeceğim, tasarımda değişiklik yapmayacağım, domain ile uğraşacak vaktim olmadığından almıyorum, bir de facebook grubu var, onu ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Çoğunluğu olumlu olmak üzere bir çok geri bildirim aldım, eksiklerimi giderdim, hatalarımı düzelttim, bilmediklerimi öğrendim... Katkılarınız için teşekkür ederim.

Yeni yılın hepinize sağlık, mutluluk, sevgi, başarı, huzur ve bol kazanç getirmesini, uzaklardaki sevdiklerinize, hayallerinize ve isteklerinize ulaştırmasını umuyorum.
Mutlu yıllar!

5 Kasım 2007 Pazartesi

Dalya

Blogumu takip eden tüm arkadaşlar;

Blog yazmaya başlayalı aşağı yukarı 4 ay oldu ve bugün itibariyle 100.yazımı yazdım. Uzun zamandır aklımda olan bir kaç şeyi herkesle paylaşmanın vakti geldi diye düşünüyorum;

1-Blogumun tasarımını sade tutmaya özen gösteriyorum. Tasarımı reklamlarla ve benzeri müdahalelerle mümkün olduğu kadar kirletmemeye çalışacağım. Öte yandan, tasarım aracı olarak yalnızca blogger kullanıyorum. Dolayısıyla formata müdahale imkanım sınırlı. İsteğim sayfayı her çözünürlükte standart boyutta gösterebilmek. Bunu zaman içerisinde bir şekilde aşmaya çalışacağım.

2-Bir domain almak istiyorum, ancak nereden ve nasıl gibi soruların cevaplarına sahip değilim. Ayrıca, domain ismi konusunda da karar vermem gerekiyor. Önerilere açığım.

3-Yabancı ülkelerden de ziyaretler oluyor. Dolayısıyla blogumu İngilizce olarak ta yayınlamak istiyorum. Ancak yazıların altına İngilizce eklenti yapmak yerine bir buton vasıtasıyla İngilizce versiyonun gözükmesini istiyorum. Bunu mevcut domain üzerinden nasıl yapacağımı henüz bilmiyorum.

4-Blogumda yazdığım yazıları periyodik olarak e-book olarak yayınlamak istiyorum (100 yazıda bir e-book gibi). Gerekli altyapım hazır ancak beklenmedik sorunlarla karşılaştığımdan bunu şimdilik yapamayacağım. Şimdilik eski yazılarıma ulaşmak için sol kolondaki (önceki yazılar) bağlantılarına tıklayıp istediğiniz konu başlığına ulaşabilirsiniz.

Tüm yazılarıma olduğu gibi bu konularda da önerilerinize, yorumlarınıza ve desteğinize her zaman açığım. Takip eden herkese sevgiler...

Eren

28 Haziran 2007 Perşembe

Başlıyorum / Ben Kimim?

En sonunda, uzun zamandır isteyip de -önce üşengeçlikten, sonra askerlikten dolayı- içine giremediğim blog dünyasına giriyorum. Pazarlama prensipleri, sosyal medya, farklılaşma, marka yönetimi, iletişim ve benzeri başlıklar altına anlam yüklemek istediğim, kafamı kurcalayan, beni rahatsız eden, fikir almak ya da yalnızca paylaşmak istediğim konular üzerine konuşacağız.

Ben kimim?
Yeditepe Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik bölümünden mezunum. Mezun olmadan önce bir inşaat bir de tekstil üzerine çalışan bir dış ticaret sermaye şirketinde çalıştım. Arından böylesi sıradan bir işi hayatımın sonuna kadar yürütemeyeceğimi anlayarak esas ilgilendiğim Pazarlama alanında kariyer yapmaya karar verdim ve bu zamanla Pazarlama İletişimi'ne doğru ivme gösterdi.

Leo Burnett'ta stratejik planlama ile başladım, bu süre zarfında P&G, Pfizer ve başka firmaların lansman - farkındalık çalışmaları ve çeşitli kampanyalarının yürütülmesinde ve stratejik planlamasında doğrudan ve dolaylı rollerim oldu. Askerlik yüzünden ayrıldığım işime geri dönmememin nedeni artık oyunun kurumsal tarafında yer almak istememdi.
Askerliğin ardından kurumsal hayata geçene kadar bir süre Güven Borça'nın ofisinde marka danışmanlığı yaptım. Bu süre zarfında inşaat sektörü ve FMCG markalarıyla ilgili projelerde yer aldım.
Şu an gıda sektöründe, bulunduğu kategorinin lideri olan bir markanın PR & Dijital pazarlama sorumlusuyum. Hergün yalnız hizmet ettiğim markanın değil, kategorinin de gelişmesi için iletişim odaklı pazarlama ve farklılaşma stratejileri geliştiriyor, kirlenmemiş, tüketiciye dokunabileceğimiz mecralar araştırıyor ve yaratıcı yaklaşımlar geliştiriyorum.
Aynı zamanda Yeditepe Üniversitesi'nde Bütünleşik Pazarlama İletişimi Yönetimi yüksek lisansı yapıyor ve bu tempo içerisinde hayatıma daha fazla zaman ayırmaya çalışıyorum...

İlgilenirim
Motorsikletimle, yelken sporuyla, fotoğraf makinemle ve fotoğrafçılıkla uğraşmakla, icra ettiğim dövüş sanatı olan Wing Tzun'la, el yapımı projeksiyon cihazı gibi 'do-it-yourself' projelerle, sosyal medya'yı takip etmekle...

Severim
Rock müziği ve Soundtrack'leri, Trevanian'ın Shibumi'sini, dekorasyon ve ev işlerini, PC ve PS oyunlarını, yağmurda yürümeyi, 3 boyutlu puzzle'ları, Casual giyinmeyi, Non-fat latte'yi, ilginç tasarımları olan fotoğraf çerçevelerini, sürpriz yapmayı ve insanların benden beklemediklerini gerçekleştirmeyi...

Sevmem
Klasikleri, Kurtlar Vadisi'ni ve dizi karakterlerine benzer imajlarda giyinenleri, kişisel gelişim ve ikna psikolojisini öğreteceğini iddia eden kitapları, kısa mesafeler için vasıta kullanmayı, sıcak havayı, Cola'yı, sigarayı ve benzer zehirleri, trafikte takılıp kalmayı, ben-merkezci insanları...

Korkularım
Servis şoförü bir ağabey bana, aracını 4 senelik büyük bir borca girerek aldığını söylediğinde ona; "Abi nasıl cesaret ettin, büyük konuşmayım ama ben korkar, yapamazdım" demiştim.

Aldığım cevap; "Korkarsan hayatta hiçbir şeye sahip olamazsın" olmuştu. Kendime pay çıkardığım iyi bir öğretidir benim için.
Endişelerimin korkulara dönüşmesine izin vermiyorum. Dolayısıyla yok.

Favori Markalarım
1- Red Bull
2- Smirnoff
3- Macintosh
4- Beşiktaş JK
5- Nikon

Şimdilik bu kadar... ve tekrar; Hoşgeldiniz! =)