sosyal ağlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal ağlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2009 Çarşamba

Türk pazarlama insanları bir arada

Geçtiğimiz ay içerisinde, LinkedIn üzerindeki Turkish Business Network grubunda "Turkish Marketing Professionals" adında bir grup açtık.

Halihazırda Türk pazarlama profesyonelleri özelinde bir sosyal ağ ve paylaşım platformu bulunmuyor. Turkish Business Network altında oluşturduğumuz ve şu an 300'ü aşkın üyesi bulunan grubumuzla bunu başarmayı ve pazarlama ile ilgili insanları bir çatı altında toplayarak etkileşimi yüksek bir sosyal ağ yaratmayı hedefliyoruz.

En önemli bariyerimiz Türk profesyonellerinin halen LinkedIn gibi profesyonel hayata dair sosyal ağ sitelerinden haberdar olmamaları, haberdar olanların da LinkedIn'i aktif olarak kullanmamaları.

Hem kendi profesyonel ağınızı genişletmek, hem de gruba hareket getirecek bir kaç öneriyi sizinle de paylaşmak istiyorum;

  • LinkedIn hesabınız yoksa kendinize bir LinkedIn profili oluşturmanızı öneriyorum. Arama motoru optimizasyonu avantajıyla da adınız ya da uzmanlığınıza dair kelimeler google'da arandığında online CV'niz potansiyel işverenlerin önünde hazır olacaktır.
  • Gruba katılan herkesin, zamanla profesyonel çevresindeki kişileri LinkedIn kullanımına teşvik etmeleri önemli bir atılım olacaktır. Bu, uzun vadede kişilerin kendi profesyonel ağlarını oluşturarak, online CV'lerini, referanslarını ve business portfolio'larını sergileyerek gelecekteki iş olanaklarından faydalanmalarını sağlayacaktır.
  • LinkedIn hesabı olup gruba üye olanların da kendi network'lerinde pazarlama ile ilgili olan kişileri gruba davet etmeleri de, grubun hareket kazanmasına ve ağımızın büyümesine hizmet edecek önemli bir unsur olabilir. Tanıdığınız kişileri gruba davet etmekten çekinmeyin.
  • Bunların dışında grup içerisinde, okuduğunuz faydalı makaleleri, blog yazılarını ve araştırma çıktılarını paylaşabilir, çalışıtığınız şirket bünyesindeki ya da etrafınızda duyduğunuz iş ilanlarını ve iş fırsatlarını grupta yayınlayabilir, ya da gündemde olan ve tartışılan herhangi bir pazarlama vakası konusunda fikir alışverişlerinde bulunabilirsiniz.

Tüm okuyucularımı gruba katılmaya davet ediyorum.

Not:Logo için değerli arkadaşım Burak Dönertaş'a tekrar teşekkürler.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Web 2.0 ve online toplulukların satın alma kararları üzerindeki etkisinin yönetilmesi

Web teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte perakende önündeki en büyük engellerden biri de, zayıf satış sonrası hizmetlerin (ya da benzer sorunların) namının web'de yolunu alıp yürümesi oldu. Aslında bu, her sektör için geçerli bir olgu.
Perakende ve teknoloji ürünleri üzerinde bu kadar durmamın sebebi olarak ise, hata toleranslarının çok düşük olmasından ötürü kısa vadede en büyük zararı görmesi muhtemel sektörler olmalarını gösterebilirim.

Hata toleransı düşük olunca, örneğin, bir elektronik ürünü;

  • Vaat edilen performans beklentilerini (son derece göreceli olan tüketici değerlendirmelerine göre) karşılayamazsa,
  • Çeşitli teknik sorunlar yaşatırsa,
  • Satış sonrası hizmetlerde sorun çözümü geliştiremez, çözümcü olmaktan kaçınır ya da,
  • Herhangi bir sebepten ötürü beklentileri karşılayamazsa,

kendisi hakkındaki olumsuz tecrübe'ye, ürünle doğrudan ilgili ya da ürünün bulunduğu kategorilere ait forum, blog, alışveriş siteleri gibi etkileşimin bol olduğu alanlarda negatif geri bildirimler olarak erişebilir. Diğer potansiyel müşterilerle birlikte...


Sorunlu ya da kafası karışmış, sorunu ve çözümü başka yerlerde tüketicilerle temasta olmak ve topluluk yönetimi yapmak üzerinde, bu sebepler yüzünden durmuştuk.

Olumlu içeriklerin yayılması, olumsuz içeriklerin moderasyonu ve kaynaklarına düzenli geri bildirim sağlanması, özellikle perakende ve dayanıklı tüketim sektöründe daha bugünden hayati bir önem arz etmeye başladı bile.

Kısacası, artık web'de (olumlu içerikle) önde bulunmak, rafta önde durmaktan çok daha önemli durumda.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Türk siyaseti Sosyal Medya’yı neden kullanamaz? (ekleme)

Obama’nın zaferinden sonra özellikle siyasal iletişim’de sosyal medya’nın kullanımı gündemimizin baş köşesine oturdu.
Geleneksel PR ajanslarının bu konuyla ilgili uzun brainstorming seansları düzenlediğini, kelli felli insanların sosyal medya’yı nasıl yönetebiliriz (!) diye haftanın belirli günlerinde özel toplantılar düzenlediklerini duyabiliyoruz.

Siyasal iletişim’de sosyal medya kampanyası yürütmek Türkiye için (şu an) bir ütopya. Neden olmayacağını 2 tane ana nedenin altında uzunca inceleyebiliriz…
Birinci sebep, siyasi sistemimizin ve siyaset anlayışımızın müsait olmayışı,
İkinci sebep ise web’i kullanma şeklimiz.

Siyasi sistemimizin müsait olmayışının başlıca sebebi oldukça açık; bizde siyasi görüşten ve parti politikalarından ziyade, partizanlık söz konusu.Krizden, ekonomik durumun kötüye gittiğini bildiren, kapanan fabrikalardan ve işten çıkartılan binlerce insanın durumuna vurgu yapan haberlerin altına öfkeyle “İnadına XXX !!!” yazan, partizanlık adına çoluğunun çocuğunun geleceğinin kararmasını ve fakirleşmeyi umursamayan bir kitle söz konusu.
Düşünmeyen, sorgulamayan, dogmatik hareket ederek fikrini değiştirmeye hazır olmayan bir kişiye sosyal medya iletişimi yapamazsınız.

Siyasi sistemimizin müsait olmayışı yalnızca sosyal medya öğelerinin önünü değil, diğer pazarlama iletişimi öğelerinin de önünü ciddi biçimde tıkamakta.Bugün siyasi partilerden gelen teklifleri değerlendiren bazı siyasal iletişim danışmanları, önce adayları tanımaya, sonra kitlelere tanıtmak amacıyla adaylar için vaatler yaratmakta ve zaten siyasetçi olmayan bu insanlara bir yandan iletişim öğretmeye, bir yandan da gelecekte yapacakları muhtemel gaflara karşı kriz iletişimi çözümleri geliştirmekle meşguller.
Böyle bir ortamda, bu mecraya girme kararı alsalar bile bu danışmanlardan sosyal medya kampanyaları yönetmelerini beklemek te oldukça gerçekten uzak olur.
Siyasi arenaya çıkacak olan adayların önce aday formuna girmesi ve iletişim bilmeleri lazım ki, danışmanları da onlara herşeyi baştan öğretmeden başka mecralara sıçrayabilsin.
Söz konusu bireyin, yaşam tarzı ve karizmasıyla kendini konumlandırıp iletişimcilerine yardımcı olması lazım. Kabul etmek gerekir ki, bunun için de bir miktar kalite gerekiyor.

Siyasi sistemimizde bir başka eksik de, partilerdeki spokesperson ve karizmatik lider eksikliği.
Sosyal medya kampanyalarında bir yüz kullanmadan tek başına parti ismi ve logosu kullanmak bir anlam ifade etmeyeceğinden, adayların önce çıkması hayati önem kazanıyor.
Bu kısımda fazla söze gerek yok. Tek bir soru var;
Öne çıkacak, gençlerin görmekten, dinlemekten heyecan duyacağı bir tane aday gösterebilir misiniz?
Ben göremiyorum.

Bir başka konu ise web’i kullanma şeklimiz. Nasıl kullandığımızı görmek için çok uzağa bakmamıza gerek yok,
kullanılan banner’lara ve yapılan aramalara biraz göz gezdirirsek, durumumuz aşağı yukarı ortaya çıkıyor. Taş devrindeyiz.
Sosyal medya henüz tam anlamıyla mainstream olmuş durumda değil. Etkisi ABD’ye kıyasla halen düşük.
Öte yandan, (web’e özgü bir davranış modeli olmamakla birlikte) tartışmayı dahi henüz beceremezken, siyasilerin sosyal medya iletişimini sağlıklı bir şekilde yönlendirebilmek için ciddi anlamda bütünleşik yaklaşımlar geliştirmek gerekmekte.

Kendilerini interaktif mecralarda uzman olarak konumlandıran kuruluşların hepsinin odağında ise tek bir laf öbeği var;
“Siyasi partiler henüz interaktif mecralara bütçe ayırmaya hazır değil!”

Siyasi partilerin diğer mecralardaki harcamalarına kıyasla, web faaliyetleri ufak bir bütçeyle yürütülebilir.
Sosyal medya’da hayatta kalabilmenin ise parayla pulla hiç bir ilgisi yok.
Tutarlılık, liderlik ve heyecan gerekli.
Bugün siyasi liderlerin hangisi bu kriterlerin tamamına sahip?
Kaç kişi kendi güvenilirliğini itibarını ortaya koyarak, piyasadaki mevcut (ideoloji değil) adaylar için web’de içerik üretip, bunu gönüllü şekilde yayarak adayın misyonerliğini yapar?
Burada da net bir tablo söz konusu değil.

Sosyal medya iletişiminin bütçe ayırmakla bir ilgisi olmadığını biliyorlar da dile getirmeye mi cesaret edemiyorlar, yoksa gerçekten bütçe gerektirdiğini mi düşünüyorlar henüz çözemedim. Umarım birinci seçenektir, yoksa yandı gülüm keten helva…

Özetle,
Sosyal medya kampanyaları için Türk politikasının daha fazla olgunlaşması,
Partilerin değil adayların,
Vaatlerin değil parti programlarının,
Çirkefliğin değil dürüstlüğün,
Avamlığın değil açıklığın,
Snobluğun değil samimiyetin,
Gelenekçiliğin değil yenilikçiliğin benimsenmesi gerek.

Türk siyasetinde dürüst, heyecan yaratan, karizmatik liderler görebileceğimiz günler diliyorum…


Ekleme;
Komik bir tesadüf, bu yazının hemen ertesi günü Mustafa Sarıgül
Twitter, Flickr ve hatta FriendFeed hesabı açarak sosyal medya'ya hızlı bir giriş yaptı.
Konuyu FriendFeed'de de tartıştık.

Bütün bu gelişmeler üzerine siyasilerin sosyal medya kullanımı üzerine çok farklı tepkiler gözlemledim. Bunları da bir sonraki yazıda paylaşmayı düşünüyorum. Şimdilik tartışmaları FriendFeed linklerinden takip etmenizi tavsiye ediyorum.

27 Haziran 2008 Cuma

Bilginin yayılma hızı


Kuruluş: Haz 20, 2008 23:10pm
Haz 20
, 2008 23:40pm 1,230 Üye

Haz 21
, 2008 23:10pm 26,511 Üye

Haz 22
, 2008 23:10pm 52,705 Üye

Haz 23
, 2008 23:10pm 78,423 Üye

Haz 24
, 2008 23:10pm 98,892 Üye

Bu veri bir Facebook grubundan alındı.
Benim bu yazıyı yazarken gördüğüm üye sayısı ise 128,046 seviyesinde.
Ertesi gün bu sayı rahatlıkla 13,000'i geçmiş olacaktır.
İşte size, sosyal ağların ve sosyal medyanın bilgiyi yayma gücü!

Konuşulan elbette ki büyük bir hikayesi olan milli takımımız.
Ancak, bir de bu gücü markanız için kullanabildiğinizi düşünün!

Ya da daha karanlık bir şekilde kullanıp, rakibinizi karalamak için kullandığınızı!

Elbette ki, markanızın (ya da rakiplerinizin) anlatacak birşeyleri varsa...