36 başarılı yıldan sonra Starbucks, "her köşe başında bulunmak" misyonunun bedelini Amerika'da, pazarını doygunluğa ulaştırarak olarak ödedi. Mağaza başına satışlarda yaşanan %1'lik düşüşün şirket hisselerinde %6'lık değer kaybına girmesi, Starbucks'ı ürkütmüş olacak ki geçen hafta ilk kez TV reklamları ile kampanyalarını desteklemek zorunda kaldılar.
Starbucks bugüne kadar TV'de reklam yapmadan büyümeyi başaran markalardan. CEO Jim Donald TV reklam kampanyası sayesinde daha geniş kitlelere ulaşmayı hedeflediklerini belirtmiş.
TV reklamından görüntüler aşağıda, kendisi ise burada.
İzledim, ancak bende Starbucks'a gidip bir ziyaret etme, sıcak bir şeyler içme isteği uyandırmadı. Daha geniş kitlelere hitap etmek adına? Hiç bir şey yok.
Bende mi yanlış bir şeyler var, yoksa gerçekten başarısız mı? Fikir: "Keşke gerilla uygulama düşünselerdi" dedim kendi kendime, kışın sıcak bir içeceğin sunulması için daha uygun bir mecra düşünemiyorum. İçildiğini görmeyi geçtim, sıcak bir içeceğin kendisini görmek bile insanın canını çektirerek, satın alma konusunda harekete geçirmeye yeterli olabilir. Yanılıyor muyum?
Dizilerden açtık konuyu, devam edelim. Belki ekstrem bir örnek olacak, ama hep düşünürüm, bizim dizilerimiz neden 24 gibi, Dirt gibi, Prison Break gibi, Rome gibi, ya da Heroes gibi olamıyor?
Bütçe herkesin aklına gelen birinci sorun. Kısmen haklılar. Belki değerli senaristlerimiz ve yönetmenlerimiz bu denli açgözlü olmasalar, reklam gelirlerini daha büyük yapımlara yatırım aracı olarak kullansalar, yatırımlarını katlasalar bu sorun (Amerikan dizileri kadar kaliteli yapımlara ulaşılamasa bile) kısmen aşılır ve beklentiler bir nebze olsun karşılanır.
Bir diğeri, senarist sıkıntısı. Özgün bir senaryoya sahip ol(a)mamaktan mı, yoksa farklı bir şey deneyip çuvallamaktan mı korkuyorlar bilemiyorum, ama yerli dizilerimiz birbirlerini sürekli olarak tekrarlıyorlar. Vizyondaki dizilere benzeyeceğime, farklı olup başarısız olmak bana daha makul geliyor.
Ağlamayı sevdiğimizden midir bilmem, ancak TV'de gözyaşının ve trajedinin bu kadar hakim olduğu bir ülke daha varsa o da Brezilya'dır diye düşünüyorum.Burada başka bir sorun ortaya çıkıyor, farklı yapıdaki dizileri Türk insanı benimseyecek mi?
Televizyoncuların en büyük dayanağı bu nokta. Bana kalırsa, "evet tutar!" derim. Elimizde somut örneğimiz mevcut. Seinfeld dengi, halkımızın ortalama mizah yapısına uygun, durum komedimiz Avrupa Yakası başarılı bir örnek. Ekranlardaki (sıkı takipçi değilim, bildiğim kadarıyla) tek komedi dizisi. İlk başlarda biraz Snob'du, sonradan içinde her kesimden insanın kendini bulabileceği bir karakter skalasına sahip oldu. İyi-kötü, orası tartışmaya açıktır.
Yabancı yapımcılar filmlerden çok dizilere yönelmiş durumdalar. Gerek komplike senaryoları 120 dakika içine sığdırmadan doyasıya işlemenin verdiği keyif, gerek korsan yayıncılıkla mücadelede önde olması, gerek TV ile kitleselleşerek çok daha fazla insana ulaşma, gerekse de reklam gelirlerinin sürekliliği ve yüksek kar oranı bu eğilimi kaçınılmaz hale getirdi. Diziler için; -İnanılmaz büyük prodüksiyon paraları harcanıyor (Kiefer Sutherland 24 dizisinin 3 sezonu için 40 milyon dolar aldı), -Promosyonlar yapılıyor, -Merchandise ürünleri üretilip satılıyor, -İnteraktif websiteleri ve fanclub'ları kuruluyor, dizinin bölümlerinde izleyicilerin hoşlanıp hoşlanmadıkları şeyler belirlenip senaryo üzerinde değişikliğe gidiliyor, seyircilerin nabzı tutuluyor, -Web üzerinden reklamları yapılıyor, trailer'ları youtube'a koyuluyor,
En yakında yayınlanacak büyük prodüksiyonlardan Heroes için yapılmış web uygulamalarına bu linkten ulaşabilirsiniz. Aşağıda da Heroes'un geri sayımı için hazırlanan eklentiyi görebilirsiniz.
Yerli dizilerimizin hiç birini takip etmiyorum. Kendimce "gerçekten güzel" diyebileceğim tek dizi ismi verebilirim; İkinci Bahar. Benim için tektir. Elbette başka güzel örnekler mevcut, ancak bu dizi kalitesinde hiç iniş çıkış olmadan, her kitleye hitap etmiş, oyuncu kalitesiyle ve içtenliğiyle Türkiye'de iz bırakmış, eşi olmayan bir dizidir. Filmler tekrar izlenir, ancak bir dizi kendini tekrardan izletebiliyorsa, bence başarılıdır. İkinci Bahar bugün (Prime Time olmasa da) yeniden yayınlanmaya başlasa, bunu başarabilecek dizilerden.
Kışın askerde olduğumdan televizyonda ne var ne yok takip edemedim. Görüyorum ki kaçırdığım herhangi birşey yok. Halen dramalara, ucuz trajedilerin bolca yaşandığı dizileri izlemeye itiliyoruz. Güzel bir aksiyon dizisi yok, macera dizisi yok, kafa kurcalayıcı diziler yok, korku-gerilim-polisiye dizisi yok, en vahimi de, bu gidişle olacağı da yok.
Geçenlerde gördüm ki ATV en sonunda dışarı, sokağa, halkın sesini duymaya çıkmış. Soruyor spiker, TV'deki dizileri nasıl buluyorsunuz diye. Bir tanesi diyor ki; "Hiç gerçekçi değil", öteki "Sıkıldık lüks arabaları ve evleri izlemekten", bir diğeri "Hepsi birbirine benziyor"... Bu video'da, Komiser Nevzat dizisi için yapılmış, fragmanın içinden bir araştırma örneği var. Çok kısa ama, ancak bunu bulabildim.
En sonunda, dedim kendi kendime, birileri sokağa çıkıp insanların ne görüp ne görmek istemediğini umursamaya başladı. Önceden önüne ne koysan yiyen Türk insanı artık bunu tükürüyor. Sürekli ortaya çıkıp yaşam ömrünü pilot bölümleriyle tamamlayan başarısız dizilerden de bu durum açıkça ortada.
Umarım bu araştırmaları gerçekten sonuç verir de, insanlarımız kaliteli, gerçekçi ve en önemlisi farklı yapımlar izlemeye başlar.
Zekiliğin kriteri nedir? Daha komplike matematik işlemleri çözebilmek mi, birden fazla dil konuşmak mı, sanatta yetenek mi, yoksa sosyal nezaket kurallarına aşırı hakimiyet mi? , Bence düşünebilmektir...
İnsanların yeteneklerinin değiştiğinin taaa lisede farkına varmıştım. Lise yıllarımda aklım başka yerlerdeydi, kimin değildi ki? Dolayısıyla okulda da son derece başarısızdım. Fakat başarılı olan arkadaşlarımla kendimi kıyasladığımda, aslında onlardan fikren daha donanımlı olduğumu gözlemlemiştim. Bu, tam da sistemde bir dengesizliğin olduğunu kavradığım ilk an oldu.
Bugünlerde büyük bir televizyon mucizesi ekranda; Güzel ve Dahi. 2007 yazına damga vuran belki de tek program. Herkes onu konuşuyor, herkes yorumlarda bulunuyor, herkes taraf tutuyor... Bu tip programların yayılma prensibi zaten viral, ev kadınları mecrasıyla WOMM yapmak suretiyle yayına girdiği 3 hafta içerisinde milyonlarca insanın dillerine dolanmış durumda.
Show TV yine 12'den vurdu. Ancak, yarışmanın formatına sadık kalmak yerine halkımızın beğenisine göre modifiye ettiği bu programa katılan "seçmece"lerin, ülkemizde ayrımcılığın en âlâsını gören kadınlarımızın istikrarlı bir şekilde yükselen imajına ve itibarına gerçekten zarar verdikleri apaçık ortada. Bir de özel üniversite - devlet üniversitesi tartışması ortaya atıldı ki, akıllara zarar. Halbuki ne özel üniversiteleri savunanların kalitesi, ne de devlet üniversitelerini savunanların kapasitesi bu muhakemeyi yapmaya yeterli. Ben de programı yakaladığımda takip ediyorum. Gördüğüm kadarıyla "Dahi" diye nitelendirilen oğlanlar eğitim almış, sosyal fobileri olan şaşkın tipler."Güzel" diye nitelendirilen kızlar da bir çoğumuzun güzellik kavramını değiştirecek nitelikte, cahil ve en kötüsü de öğrenme isteği olmayan, kendini bilmezce kibir sahibi insanlar. Öyle ki;
-Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu tarihi, -TBMM'nin açılış tarihini, -Dünyada kıyametin koptuğu Bağdat'ın hangi ülkenin başkenti olduğunu (ya da artık olmadığını), -Hırvatistan, Çin Halk Cumhuriyeti adında ülkeler olduğundan bi haber, -İstanbul'a komşu İ ve Z harfleriyle başlayan ilin İzmir ya da İznik olduğunu düşünen bu kızlarımız, 8 yaşındaki kuzenimin bile sorularla beraber eşzamanlı olarak bu cevapları veremediklerinde olanca pişkinlikleriyle "bunları bilmek zorunda değiliz" diyebiliyorlar.
Videodaki şaşkın oğlan da "düşünseydi bulurdu" diyor. Bence 1000 yıl düşünse gene bulamaz =) Bu görüntülerden sonra kendi aralarında birbirlerine "gerizekalı" etiketi yapıştırıp önce ağlıyor, 10 dakika sonra da tekrar gülüp oynayabiliyorlar. Ee, ne diyelim; Sathi insanlar kolay sağalır, bir yastığa ne kadar yumruk atsan çürütemezsin.
Yeditepe lisans ve yüksek lisans mezunu, stratejik planlama ve marka danışmanlığı geçmişi, halihazırda PR & Dijital Pazarlama Sorumlusu... Yenilikçi düşünce vaazcısı, şaşırtmaktan zevk alan, risk sever, hobisi bol, sorunlara gelişim fırsatı olarak bakan, kederlendiği en büyük şey boşa geçen saniyeler olan birisi... Fazlası burada...