Sizce gerçekten işe yarıyor mu? Yoksa insanlar, zorla ellerine tutuşturan bu kağıtlardan, onları yere atmak pahasına hemen kurtulmak mı istiyorlar?
Poşet dağıtmak bana broşür dağıtmaktan akıllıca geliyor.
Çok özel bir fikir değil ve broşür dağıtmaktan biraz daha maliyetli, ancak broşürler gibi yere atılmaz, insanlarla yolculuk eder, evlerine kadar girer, hatta ihtiyaç olduğunda yeniden sokaklara bile dönebilirler...
Bu sayede hem etkiyi artırmış, hem insanların işine yarayacak bir şey yapmış, hem de çevre kirliliğine (ve belediyeye çöp vergisi ödemeye!) mahal vermemiş olursunuz.
Konusu açılmışken, son zamanlarda gördüğüm en başarılı uygulamalardan birini Carlsberg yapmış.
Uzun zamandır bu kadar çarpıcı bir gerilla uygulama görmemiştim. Fikre, görüntüye, tasarımın boyutlandırılmasına hayran olmamak elde değil.
Bu kalitede bir uygulama yapmasanız da, broşür dağıtmaktan şık olduğu bir gerçek...
Bu... outdoor çalışmasını (başka türlü isimlendiremedim) bir süre önce Ümraniye'de gördüm.
Bu deve, üzerindeki branda ile yerel bir hipermarket'in lansmanı amacıyla sokakta gezdiriliyordu.
Orada bulunsanız uygulamadan tiksinebilir, zaten sıkışık olan trafik felç olduğu için öfkelenebilirdiniz...
Ve insanların, devenin cazibesine nasıl kapıldıklarını, araçlarını yavaşlatıp olayı seyrettiklerini ve hatta cep telefonlarıyla hatıra (!) fotoğrafı çektiklerini kaçırırdınız!
İletişim tonumuzu ayarlamak için uzun süren toplantılarda kafa patlatırız.
Bazen de, ilham almamız gereken şeyler burnumuzun dibinde olur.
Acaba hipermarket sahibi bu tonu tutturmak ve hedef kitlesini müthiş bir anlayışla kavramak için uzun saatler kafa mı patlattı, yoksa bu çalışmayı tamamen içgüdüsel olarak mı yaptı dersiniz?
Beşiktaş'ta bulunan, benim gördüğüm en orijinal ders ilanlarından biri.
Bir sürü enstrüman dersi ilanı görürüz, dikkatimizi bile çekmez, anlamsız kağıt parçalarından başka bir imgelem oluşturmaz değil mi? Bu, kesinlikle kafayı çevirtip "Bu da neymiş?" dedirtiyor.
Erenköy'de bir manavın hemen yanındaki bu duvarı "freelance" dolaşan graffiticiler yapmış olsa gerek. Çok merak etmeme rağmen uygun durumda olmadığımdan manavın kendisine gidip gerçek hikayeyi öğrenemedim, ancak benim senaryomda mahallenin gençleri, manav amcalarının yanında duran boş duvarı hem kendilerine hobi olacak, hem de manav amcalarına yarayacak şekilde değerlendirmek istemişler ve olaylar gelişmiştir.
İzni alındıktan sonra bu duvarlar bedava mecra. Yapılan iş bu denli renkli ve eğlenceli olunca dikkat te çekiyor. Sıradan bir manav bile olsa. Bir de şehrin belli yerlerinde kendi markanız için olduğunu düşünün!
Pazarlama iletişimcileri, sprey boyaları seven ve bolca boş vakti olan bu graffiticileri -elbette ki sağlam briefler doğrultusunda- kendileri için kullanabilir. Hem de çok az miktarda nakit (ya da hediye) ve bir kaç kutu sprey boya ile! Ancak, brief çok önemli, zira eline boya verdiğiniz çocuklar gidip te bir caminin ya da yasak bir yerin duvarını boyarlarsa, kaş yapayım derken göz çıkarabilirsiniz!
Spor giyim firmaları, GSM operatörlerinin alt markaları ve bazı hızlı tüketim ürünleri markaları için bence çok uygun.
Firefox bir gerilla (ambient) uygulama yarışması yapıyor; Operation Firefox. Hemen katılmak istedim ama yalnızca Firefox ofisi olan ülkelerden katılım yapılabiliyormuş.
Amaç kabaca, 3.5 feet (yaklaşık 1 metreye denk geliyor) büyüklüğünde bir Firefox sticker'ını en verimli yere yerleştirmek, neden (hedefler) nasıl (uygulamanın gerçekleştirilmesi ve kamusal alan kullanıldıysa alınan izinler) ve sonuç (kaç insan gördü, bilinirlik frekansındaki değişim vs.) ilişkisine bağlayarak jüriye görsel ve metinsel kanıt sunarak onları etkilemek.
Herşeyden önce (fazla opsiyon bırakmayıp esnek olmasa da) bunun bir gerilla uygulama yarışması olması çok heyecan verici. Kazanmak kaybetmek duygusunun yanı sıra uyandırdığı "belongingness" dediğimiz aidiyet hissini katılımcılara çok iyi veriyor. "Firefox için, açık kaynak için, daha iyisi için siz de bir şey yapın". Bir marka için yapılabilecek en verimli etkileşim çalışmalarından biri olabilir.
Yarışma burada olsaydı, siz bu dev Firefox sticker'ını nereye yerleştirirdiniz?
Son bir kaç gündür İstanbul sokaklarında çeşitli yerlerde görülebilen bir outdoor çalışması.
Raketin dış kaplamasına kadar gitmişler. Altta kalan kısmı, yani Omo logosu ve sloganın geldiği yer tertemiz. Durakların da benzer şekilde giydirildiğini gördüm ancak fotoğraf makinem yanımda olmadığından görüntüleyemedim. Raketten farklı olan özel bir şey de yok zaten. Omo'ya alıştık. Kendi alışılmışının dışına çıkmamış, uygulamayı incelerken gelen geçen insanların (araç içindekiler dahil) gözünün uygulamaya takıldığını fark ettim, tüketiciyi yakalıyor. Fena değil.
Dün Kahve Dünyası'nın önünde gördüğüm çok hoş bir outdoor uygulaması.
Aynı fikri bir elektrikli ev ürünleri satan firmada çalışan kuzenim için, ekmek yapma makinasında uygulanmak üzere düşünmüştük. Sadece teoride kalmıştı, Kahve Dünyası benzer bir fikirle bunu gerçekleştirmiş. O buhardan aynı zamanda kahve kokusu da yayılıyor mu? Kahve Dünyası'nın tam önünde durduğundan anlayamadık. Yine de çok hoş, çok güzel bir uygulama, kış günlerinde gerçek anlamını daha iyi bulacaktır diye tahmin ediyorum.
Axe deodorant'ın marka kimliği hep erkeksi, biraz maço, kışkırtıcı ve baştan çıkarıcı olmuştur. Axe bu gerilla uygulamayla imajını biraz daha sertleştirmiş.
Büyük diskolarda kadın iç çamaşırları sticker şeklinde kabinlere ve hatta rezervuarlara yapıştırılmış, gerçekçi görünmesi için gölge efekti de verilmiş. Slogan da bu uygulamayı destekliyor; "Axe Vice; Turns nice girls naughty"
Son günlerde paylaşmak istediğim bir kaç güzel outdoor uygulaması gördüm. İlki HP'ye ait.
Bir çok kullanıcının HP'nin üstün baskı kalitesinin farkına varması ve diğerleri ile arasındaki farkı ortaya koyması için bu gerilla uygulamayı yapmışlar. Çok akıllıca, çok dikkat çekici, çok güzel.
Buzzy isimli bir araç servisi için yapılan gerilla uygulaması;
Aracınızı bu şekilde gördüğünüzde muhtemelen aklınıza gelecek ilk şey "Bunu kim tamir edecek?"tir diyor Buzzy. Aracın yanına gittiğinizde görüyorsunuz ki aracınızdaki hasar görüntüsü yalnızca bir sticker. Kendimi düşünüyorum da, camıma bu sticker'dan yapıştırılsa ve kırıldığını düşünsem muhtemelen sinirimden delirirdim, hasar olmadığını gördüğümde tepkim ne olurdu halen bilemiyorum ama o sinirden sonra gülümsemeyeceğim kesin! Yine de oldukça dikkat çekici ve farklı bir uygulama.
Sonuncusu ise Topvar bira'dan.
Amaç buz hokeyinin ve Topvar'ın bağdaştırılması, ancak spor müsabakalarına alkollü içki sokmak yasak olduğundan farklı bir yaklaşım sergilenerek taraftarlara Topvar şişesinin şeklinde düdükler veriliyor. Bu sayede taraftarlar hem TV'den Topvar içiyormuş gibi görünürken, hem de takımlarını desteklemiş oluyorlar.
Televizyonda bira reklamı mı? İsteyince oluyormuş demek ki!
Muhteşem düşünülmüş bir uygulama. Fazla uzatmadan...
"Mirage tur, tropik seyahat turlarını yeni ve farklı bir mecra ile tanıtmak istiyor. Bunu yaparken insanların bir an olsun şehir yaşantısının stresinden uzaklaşarak yapacağı bu tatilin nasıl bir hissiyat sağlayacağını empoze etmek istiyor. Çözüm olarak işlek sokaklarda, plazaların önündeki ağaçların aralarına hamaklar kuruluyor. Evine giderken trafiğe takılan, işine giderken günün getireceği sıkıntıları düşünen insanların, tatil planlarına egzotik bir turda onları nelerin beklediğini düşlemeleri hedefleniyor. Sonuç: Turlara ilgide ve broşür talebinde artış, rezervasyon sayılarında dramatik yükseliş."
Magazinden hiç hoşlanmıyorum ama arada bakmam gerekiyor ki milletin nelerle beyni yıkanıyor, nelere özendiriliyor anlayabileyim. Magazinsel de olsa hem WOMM hem Gerilla Pazarlama öğeleri barındıran bir hikaye geçenlerde gündemdeydi.
Hikaye şu, İngiltere'de bir otelin plajında kızımız dijital fotoğraf makinesini unutur, içinde kendisinin ve arkadaşlarının olduğu kareler vardır, hatta kimisi çıplaklık içerir. Kamerayı bulup bu durumdan istifade etmek isteyen arkadaş bir web sitesi kurar, gazetelere de fotoğrafları gönderir ve hikayesini anlatır, bir de çağrı yapar: "Bu kızı kaybettiği fotoğraf makinesine kavuşturmamıza yardımcı olun!" diye. Gazeteler fırsattan istifade kolay haberi ve çıplaklığı olduğu gibi yayınlarlar...
Sonradan anlaşılır ki, kurulan site bir porno sitenin paravanı. Ne zeka ama! Medyada kendilerine kocaman bir yer açmışlar, her fırsatta seks satan medya da en sonunda kendi kazdığı kuyuya kendisi düşmüş! Zekice bir eylem diye düşünüyorum.
Başarısız Pantene outdoor çalışmasından sonra şimdi de başarılı bulduğum başka bir outdoor çalışması: Ford Ranger
*This is How it Feels, Ford Ranger
"Projenin amacı Ford Ranger'ın zorlu yüzeylerde yaşattığı sürüş tecrübesi. Bu algıyı yaratmak için buzlu, çatlaklı ve çamurlu gibi çeşitli yer döşemeleri hazırlanarak şehrin farklı bölgelerine uygulanmış, bu yüzeylere yaklaşıldığında ise sol altta görülen "This is How it Feels, Ford Ranger" yazan uyarı levhaları eklenmiş. Yolun üzerinden sarsıntı olmadan geçenler Ford Ranger'ın sürüş keyfinin böyle bir tecrübe olduğu algısına kapılıyorlar. Uygulamanın yapıldığı caddelerde hız limiti 10 km/s, dolayısıyla hem sürücülerin güvenliği hem de uygulamanın dikkat çekmesi sağlanmış."
O yolda aracımı sürüyor olsam, böyle bir uygulamanın bende bırakacağı etki büyük olurdu. Olağanüstü bir çalışma.
Geçtiğimiz hafta Caddebostan'da otururken kalabalığın ilgisinin bir noktaya toplandığını farkettik, dönüp baktığımda sırtlarındaki donanımla hem sesli, hem de tepesindeki LCD ekranla görüntülü reklam mecrası haline gelen bu arkadaşları gördüm.
T-Shirt üzerindeki reklamları zaten biliyorduk, alnına yazı yazdıranları, hatta koluna, omzuna ve çeşitli uzuvlarına dövme yaptıranları da gördük, ama bu bambaşka olmuş. Kaplumbağa gibiler, azıcık öne doğru eğildiklerinde LCD'ler gözünüzün içine giriyor.
Çok fütüristik, ama etkisiz. Neden? Konuşulan şey bunu kullanan markalar değil, icadın ta kendisi oldu, ondan. Değişik reklamlar vardı ama şimdi bile hangi markaların reklamlarının olduğu, aralarında bir tek Hürriyet'i hatırlıyorum, onu da sesi çok yüksek olduğu ve sürekli tekrar ettiği için. Videosu da mevcut, onu da gün içinde eklerim.
Dizilerden açtık konuyu, devam edelim. Belki ekstrem bir örnek olacak, ama hep düşünürüm, bizim dizilerimiz neden 24 gibi, Dirt gibi, Prison Break gibi, Rome gibi, ya da Heroes gibi olamıyor?
Bütçe herkesin aklına gelen birinci sorun. Kısmen haklılar. Belki değerli senaristlerimiz ve yönetmenlerimiz bu denli açgözlü olmasalar, reklam gelirlerini daha büyük yapımlara yatırım aracı olarak kullansalar, yatırımlarını katlasalar bu sorun (Amerikan dizileri kadar kaliteli yapımlara ulaşılamasa bile) kısmen aşılır ve beklentiler bir nebze olsun karşılanır.
Bir diğeri, senarist sıkıntısı. Özgün bir senaryoya sahip ol(a)mamaktan mı, yoksa farklı bir şey deneyip çuvallamaktan mı korkuyorlar bilemiyorum, ama yerli dizilerimiz birbirlerini sürekli olarak tekrarlıyorlar. Vizyondaki dizilere benzeyeceğime, farklı olup başarısız olmak bana daha makul geliyor.
Ağlamayı sevdiğimizden midir bilmem, ancak TV'de gözyaşının ve trajedinin bu kadar hakim olduğu bir ülke daha varsa o da Brezilya'dır diye düşünüyorum.Burada başka bir sorun ortaya çıkıyor, farklı yapıdaki dizileri Türk insanı benimseyecek mi?
Televizyoncuların en büyük dayanağı bu nokta. Bana kalırsa, "evet tutar!" derim. Elimizde somut örneğimiz mevcut. Seinfeld dengi, halkımızın ortalama mizah yapısına uygun, durum komedimiz Avrupa Yakası başarılı bir örnek. Ekranlardaki (sıkı takipçi değilim, bildiğim kadarıyla) tek komedi dizisi. İlk başlarda biraz Snob'du, sonradan içinde her kesimden insanın kendini bulabileceği bir karakter skalasına sahip oldu. İyi-kötü, orası tartışmaya açıktır.
Yabancı yapımcılar filmlerden çok dizilere yönelmiş durumdalar. Gerek komplike senaryoları 120 dakika içine sığdırmadan doyasıya işlemenin verdiği keyif, gerek korsan yayıncılıkla mücadelede önde olması, gerek TV ile kitleselleşerek çok daha fazla insana ulaşma, gerekse de reklam gelirlerinin sürekliliği ve yüksek kar oranı bu eğilimi kaçınılmaz hale getirdi. Diziler için; -İnanılmaz büyük prodüksiyon paraları harcanıyor (Kiefer Sutherland 24 dizisinin 3 sezonu için 40 milyon dolar aldı), -Promosyonlar yapılıyor, -Merchandise ürünleri üretilip satılıyor, -İnteraktif websiteleri ve fanclub'ları kuruluyor, dizinin bölümlerinde izleyicilerin hoşlanıp hoşlanmadıkları şeyler belirlenip senaryo üzerinde değişikliğe gidiliyor, seyircilerin nabzı tutuluyor, -Web üzerinden reklamları yapılıyor, trailer'ları youtube'a koyuluyor,
En yakında yayınlanacak büyük prodüksiyonlardan Heroes için yapılmış web uygulamalarına bu linkten ulaşabilirsiniz. Aşağıda da Heroes'un geri sayımı için hazırlanan eklentiyi görebilirsiniz.
İlk olarak Philips karşımıza çıktı. Küresel Isınma'ya duyarlı olduklarına, sevimli tasarruf ampullerinin şaşkınca etrafta dolaşıp, tüketicilerin yolunu keserek onları daha az enerji sarfettirmeye (ve dolayısıyla, tasarruf ampullerine) yönelten kampanyalarına dikkat çekiyor.
Diğer bir kaç sıradan uygulamadan sonra Selpak dikkatimizi çekiyor.
12'li paket havlu alana yanında fil yavrusu veriyorlar. Tıpkı Pınar Süt'ün Beyn, Kemmik ve Baarsak verdiği gibi... Yalnız burada, ürünü alanlar bu fil yavrusuyla birlikte fotoğraf çektirme şansını yakalıyorlar. Çekilen fotoğraf özel tasarımlı bir kartın içine yerleştirilip müşterilere veriliyor. Bir kaç çocuklu ailenin bu uygulama vasıtasıyla satın alma gerçekleştirip fotoğraf çektirdiklerine şahit olduk. Güzel.
Bu da kaçırmadığım bir detay. Efes Ice, özel bir bira, belli bir soğukluk derecesinde bekletilmesi gerekiyor, dolayısıyla dolabının ayrı olması lazımdı, ancak Efes birayı önceden piyasaya sürdü ve şu an tanıdığım bir çok insan, Efes Ice'ı, pek esprisi olmayan sıradan bir bira olarak görüyor. Halbuki birayı doğru ısıda (fotoğrafta pek net olmasa da dolabın üzerindeki dereceden -2 olduğunu anlıyoruz) açtığınızda havayla temas ederek bir kısmı buz halini alıyor, ancak tadında bozulma olmuyor. Ben 2 ya da 3 sefer bu kıvamda yakalayabildim. Dolabından alıp içmek gerekiyor demek ki. Efes gibi bir marka nasıl böyle bir zamansızlık yaptı anlamak mümkün değil.
Bunlar dışında supermarketlerde bu ara inanılmaz büyük bir iletişim kirliliği söz konusu. Back to school periyodu malum, tüketimin fırladığı dönem. Eylül ayı alışverişlerinizi haftaiçi yapmaya özen gösterirseniz haftasonları oluşacak insan kalabalığının ve market arabasını sürmenize bile fırsat bırakmayan standların, bumperların, showcardların sizi daraltmasını önlemiş olursunuz.
Bir ajansta çalışıyor ve aklınıza sürekli sıradışı, ancak maliyetli fikirler geliyorsa, sürekli "sağlam" bir müşterinin hayalini kurarsınız. Turkcell gibi, Coca-Cola gibi.
Maliyetten kaçınmayan, markalama çalışmaları için yüksek bütçeye sahip müşteriniz varsa, aklınıza ne gelirse uygularsınız. Geçen sene futbol sahası şeklinde yapılan ve ortasında gerçek bir meşin top bulunan "Süper Lig" raketleri kadar güzel olmasa da, bu uygulama da dikkat çekici ve eğlenceli.
Coca Cola bu uygulamayı "Bırrrrr" konseptine uygun olarak hazırlamış. İnsanlar soluklanmak için oturuyor, bir süre sonra şişenin tepesinde sanki Coca-Cola açılmış gibi "fısssss" sesi çıkıyor ve etrafa azıcık su püskürtüyor. Zaman aralığını gözlemlemediğimden ne kadar süre aralıklarla bunu yaptığını bilmiyorum, ama yapıldığı anda gerek Ortaköy'deki turistlerin gerekse yerli vatandaşların ilgi odağı oldu. Öyle ki, olayın fotoğrafını çeken, kameralarına alanlar bile vardı. Tabii bu uygulama en çok çocukların hoşuna gitmiş olsa gerek, çünkü ne zaman görsem etrafında çocuklar oluyor, cihazın püskürttüğü suyla oynuyorlar. Geleceğin müşterilerini tavlamak mı dedi birisi? Bingo!
Bağdat Caddesi'ndeki yeni Turkcell konsept mağazası;
Daha fazla açık alan, sergilenen ürünlere dokunma ve test etme şansı. Gezmede olduğumuzdan bizzat içeri girip kontrol edemedim. Tek merak ettiğim Göze'nin yazdığı Samsung mağazalarındaki gibi telefonların içerisinde simcard olup olmadığı. Onun dışında mağaza dışarıdan çok güzel görünüyor.
Bu da şu meşhur Turkcell çekilişleri için hazırlanan uygulama. Yaklaşık 2 haftadır İstanbul'da çeşitli noktalarda ikamet etmekteler, görüntüleme fırsatını dün buldum.
Bu da Nike'nin "Çak istediğin yere" uygulaması. Yine dün gece çektiğim için pek belli olmadı. Dikkatli bakarsanız, durağın arkasındaki camın üstünde sanki çamurlu bir topla "çakılmış" şut izleri var. Oldukça orijinal.
Daha fazlası için bu hafta gezip kendi fotoğraf makinemle görüntülemeyi düşünüyorum.
Cep telefonuyla çekildiği için görüntü çok kaliteli değil. Rengi oldukça dikkat çekici, benden önce arkadaşımın dikkatini çekti. Otobüslerdeki tutacaklar gibi kesinlikle kayıtsız kalınamayacak ve dikkat çekici bir mecra, ileride kullanılıp kullanılmayacağını göreceğiz...
Yeditepe lisans ve yüksek lisans mezunu, stratejik planlama ve marka danışmanlığı geçmişi, halihazırda PR & Dijital Pazarlama Sorumlusu... Yenilikçi düşünce vaazcısı, şaşırtmaktan zevk alan, risk sever, hobisi bol, sorunlara gelişim fırsatı olarak bakan, kederlendiği en büyük şey boşa geçen saniyeler olan birisi... Fazlası burada...