reklam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reklam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2008 Pazar

Ekşi Sözlük'e reklam vermek

İyi bir iş yaptığınızdan emin misiniz?
Peki, işinizi iyi yaptığınızdan?

Emin değilseniz, nerelere girip nerelerden uzak durmanız gerektiğini bilmeniz gerekmez mi?
Mesela, sosyal ağlardan, sosyal medyadan...

Bu haftanın şakası olsun TTnet'in Ekşi Sözlüğe verdiği reklam...

Geri kalan entry'leri ve TTnet hakkındaki feedback'leri mutlaka okuyun.
Hatta TTnet'te çalışan yakınlarınz varsa onlarla da paylaşın.
Bu aralar epey para harcıyorlar, bari birileri rüyadan uyandırsın...

25 Şubat 2008 Pazartesi

Pepsi Max mı Coca-Cola Zero mu?

Aysel Gürel'in vefat etmesinden sonra Pepsi, Max için çekilen 2.reklam filminin medya satınalması çoktan yapıldığından (ve milyonlarca lirayı haklı olarak çöpe atmak istemediğinden) filmi yayından kaldırıp yalnızca arka arkaya okunan 2 adet spot koymuştu.


Şimdi yine TV'de orijinal reklamı görüyoruz, bu sefer sonuna "Aysel Gürel'i saygıyla anıyoruz" diye eklemişler. Ben de, "acaba bu filmi yeniden yayınlamak konusunda insanlardan feedback almışlar mıdır?" diye düşündüm.

Merak ediyorum, Coca Cola Zero'nun da pazara girişiyle paniklediler ve içgüdüsel bir şekilde yeniden yayınlama kararı mı aldılar? Yoksa kamuoyu yoklamasını yapıp planlı bir şekilde filmi yeniden mi yayına soktular?

Dikkatimi çeken bir başka şey, şu sıra her yerde Coca Cola Zero'nun olması. Fast-food'lardaki bardakların üzerinde, bakkal-marketlerde dönkart'larda, floor sticker'larda ve posterlerde, en önemlisi, tüketicinin elinde ve dilinde.

Pepsi Max sansasyonel reklamına rağmen ilk çıktığında Zero kadar konuşulmadı. Herkes Zero'nun tadını konuşuyor, herkes Zero'yu deniyor. Bu, Coca Cola sihri olsa gerek. Lansman etkisi olup olmadığı yakında belli olur...

16 Ocak 2008 Çarşamba

TFF reklam filmi

Haluk Ulusoy desteğe çağırıyor. Milli takımdan çok kendisi için sanırım...



EURO 2008'e daha 6 ay varken bu ne desteği oluyor?

2 Ocak 2008 Çarşamba

Diva ve Boya

Düşünün bir; Boya üreticisisiniz ve piyasada mevcut bulunan boya markanıza bir yüz seçeceksiniz. Kimi seçerdiniz?

Polisan, nam-ı diğer "Gülen Boya", 300 bin YTL karşılığında Ajda Pekkan'ı marka yüzü olarak seçmiş.

Boyanın satın alma tercihini ustaların yaptığını düşünürsek Ajda Pekkan ile yola devam etmenin ne denli mantıklı olabileceğini sorgulayabiliriz. Etkili olur-olmaz, orası gerçekten meçhul. Ben etkili olacağını pek sanmıyorum, ama Polisan bunu denemeye değer bulmuş ki böyle bir meblağa göz yummuş.

Polisan'ın önceki ödüllü reklamlarını biliyoruz, dolayısıyla bunda da ön yargılı olmamak lazım;




Böylesi başarılı ve sofistike bir reklama sahip başka boya markası ben bilmiyorum. Fakat yine de beni esas düşündüren, ürün-celebrity arasındaki ilişki oldu. Ajda ve Boya. Çok komik ve gülünç geldi bana.

Benden de bir alternatif olsun, hatta belki daha az maliyetli ve daha sıcak bir yüz bile olabilir; Aysel Gürel !

18 Kasım 2007 Pazar

Starbucks TV reklamı

36 başarılı yıldan sonra Starbucks, "her köşe başında bulunmak" misyonunun bedelini Amerika'da, pazarını doygunluğa ulaştırarak olarak ödedi. Mağaza başına satışlarda yaşanan %1'lik düşüşün şirket hisselerinde %6'lık değer kaybına girmesi, Starbucks'ı ürkütmüş olacak ki geçen hafta ilk kez TV reklamları ile kampanyalarını desteklemek zorunda kaldılar.

Starbucks bugüne kadar TV'de reklam yapmadan büyümeyi başaran markalardan. CEO Jim Donald TV reklam kampanyası sayesinde daha geniş kitlelere ulaşmayı hedeflediklerini belirtmiş.

TV reklamından görüntüler aşağıda, kendisi ise burada.


İzledim, ancak bende Starbucks'a gidip bir ziyaret etme, sıcak bir şeyler içme isteği uyandırmadı. Daha geniş kitlelere hitap etmek adına? Hiç bir şey yok.

Bende mi yanlış bir şeyler var, yoksa gerçekten başarısız mı?

Fikir:
"Keşke gerilla uygulama düşünselerdi" dedim kendi kendime, kışın sıcak bir içeceğin sunulması için daha uygun bir mecra düşünemiyorum. İçildiğini görmeyi geçtim, sıcak bir içeceğin kendisini görmek bile insanın canını çektirerek, satın alma konusunda harekete geçirmeye yeterli olabilir. Yanılıyor muyum?

9 Kasım 2007 Cuma

Esen Boru



TV'de başka bir versiyonunu gördüm. Kocaman adamların "boru" ile bu denli övünmeleri ve dinlerken algılanan "alt metinler" bana çok gülünç geldiği için paylaşıyorum.

1 Kasım 2007 Perşembe

Arçelik ve Siemens'in tek tuş savaşı

Geçtiğimiz günlerde Arçelik'in tek tuşlu bulaşık makinesi icat ettiğini duyurmuştum. Fatmanur Erdoğan bu konunun altına çok çarpıcı bir yorumda bulunmuştu.

"
2001 yılında tek tuş bulaşık makinelerini Siemens markasıyla piyasaya sürdük. 2007 yılında da Arçeliğin böyle bir makineyi ilk defa ancak çıkartabiliyor olması ve bunu ilk yaptık diye duyurması elbette bizi çok güldürdü! Bulaşık makinesi pazarı ise henüz yeni yeni canlanmaya başladığından tüketicilerin bu reklamlarımızı hatırlamıyor olması doğal... Yakında bu konu ile ilgili haberleri izlemeye devam edin lütfen..."

Bugün ekşisözlük'e girdiğimde beni karşılayan theme, cevabı net bir şekilde veriyor.


Aslında, ufoozgur adlı sözlük kullanıcısının yazdığı gibi, "reklam yoluyla ayar vermenin en güzel örneği" olmuş gerçekten de. Üstelik bunu ekşisözlük gibi genç bir platformda lanse etmesi hem Arçelik için büyük bir prestij kaybı olacaktır hem de altına aldığı yorumlarla ve ağızdan ağıza anlatımla viral etki yaratabilecektir.
Daha farklı mecralarda bu reklamları görürsek Arçelik'in yapacağı hamleyi merak ediyorum...

31 Ekim 2007 Çarşamba

Zaman Outdoor reklamları ve basında tarafsızlık

Bazı şeylere çok dikkat ederim, biri de aldığım haberin tarafsız olmasıdır.
Üzülerek söylüyorum ki bu, Türkiye şartlarında geçerli olmayan, hatta belki de gelinen noktada asla gerçekleşmeyecek bir durum. Bu konuda hiç ümidim yok yani.

Tarafsızlıktan kastım yalnızca kutuplaşmalar değil, bağımsız geçinen gazetelerin bile kullanmaktan çekinmedikleri kendi üslupları.
Hepsi kendi zümrelerinin, tabir-i caizse "nabzına göre şerbet" veriyor.
Medya grupları da zaten terazinin ağır geldiği tarafa göre bu üsluba yön vermekte.

Briefistan yazmış;
"
Zaman herşeyin sorumlusu olarak kendilerinin, muhafazakarların, "dincilerin" biçilmesine içerlemiş. "onlar" diye bahsediyor. asıl "onlar" suçlu. kendileri farklıymış. afişlerin "Zaman Gazetesi"yle alakası bile olmaması da olayın bir başka yönü."

Mecranın kullanımı beni inanılmaz rahatsız etti. Görsel ile modernize edilmiş sayılır ancak klasik muhafazakar saldırganlığından hiç bir şey kaybetmemiş. Biraz tutarlı olunsaydı keşke, gazetede o kadar pazarlama profesyoneli yazar var ama bir yol göstermemişler, bu mu bütünleşik pazarlama iletişimi anlayışları?
"Onlar"
diyerek zaten bir basın organının yapmaması gereken şeyi yaparak kitleleri birbirinden ayırıyor. Belli bir zümreye hitap ediyor ve geri kalanlarına sanki dış mihraklarmışcasına "onlar" diyor (aynı şeyi Cumuriyet gazetesi de yapıyor ve ben onların bu tutumunu da hiç hoş karşılamıyorum!)...

İkiyüzlülük mü dersiniz yoksa korkaklık mı bilmiyorum, ama keşke görseldeki yüzün altını da gösterselermiş te o yüzün altındaki "upuzun arap sakalı" görmüş olsaydık...

18 Ekim 2007 Perşembe

Değişen yaklaşımlar

Bir deterjan reklamında ne görmeyi beklersiniz?
Giriş: Üstünü başını lekeleyen bir çocuk-kadın-adam "ben bu lekeyi nasıl çıkartacağım?" der,
Gelişme: Dış ses "... Deterjan en inatçı kirleri bile içeriğindeki ... ile kolayca söker" diye anlatırken demo olarak çamaşır makinesinde deterjanın etkisine maruz kalmış kirli çamaşırların lekelerinin söküldüğünü görürüz.
Sonuç: Çocuk-kadın-adam lekesiz kıyafetini üzerine giyer ve "yaşasın" diyerek ve ürüne teşekkür ederek ekrandan çekilirken, dış ses son bir kez daha ürünün vaad
ini belirtir ve reklam biter.

TV'de bu formülle reklam işinin üstesinden gelinir. Bu formülle kirlerden ve lekelerden senelerce ürkütülen insanlar (ben dahil), Omo'nun "Kirlenmek G
üzeldir" konseptli reklamlarını haliyle çok farklı bir yaklaşım olarak buldu. Hala da çok beğenirim. Ancak Saatchi&Saatchi New York menşei'li Tide uygulaması harika!



Görsellerin sırasına göre; "Ketçabın, mayonezin, soya sosunun hiç şansı yok!" diyor, bir sonraki karede de şaşırtıyor. Rugby oyuncuları, polisler ve şövalyeler rakiplerinin (düşmanlarının) ve bu örnekte lekelerin etrafını sarmış, hareket imkanı vermiyor ve büyük bir hezimetin yaşanacağını vurguluyor.


Aynı zamanda lekelere de dolaylı bir gönderme yapılıyor elbette, ancak klasik yöntem kullanılmadan. Çok zekice ve çok etkileyici.

Bir diğer farklı yaklaşım da Ariel'den. Solan renkler hakkındaki reklamlar (mesela Henkel'in Perwoll reklamı) gibi bir yaklaşım sergilemek yerine Ariel, ne demek istediğini apaçık ve oldukça uygun bir şekilde aktarmış.



Sadece bakmak bile yetiyor, baktıkça da (renklerin kullanımından dolayı) mecra insanı içine çekiyor. Bir slogan ya da görsel kullanmadan mesajını böyle etkili bir şekilde ileten başka bir uygulama daha kolay kolay göremeyebiliriz.

Bir de kozmetik hikayesi var. Formülümüz şu;
Işıl ışıl aydınlık ve yalnızca bir designer koltuğunda oturan "celebrity" ekrana doğru yürür ve açı değişince az önceki perspektifin ayna olduğunu anlarız, kendisi aynadan cildine bakar, bazen konuşur, bazen konuşmaz, dış ses cildi hakkında bir şeyler söylerken ürününün faydasını cildin 1000 kat yakınlaştırılmış demosu eşliğinde anlatır. Daha sonra ürünün vaadi celebrity tarafından tekrarlanır ve sağlıklı cildi yakın plandan değişik profillerden çekilerek reklam sonlandırılır.

Yazılı basın'da da durum hemen hemen aynıdır. Aynı "celebrity" (ki yeni isimleri "marka yüzü") kimse 100bin kere photoshop ile rötuşlanmış yüzü görsel olarak kullanılır, sağ alt köşede de ürün (ya da külliyen ürün ailesi) bulunur, vaatler büyük harflerle yazılır, slogan ürün ailesinin yakınlarına iliştirilir.

Bu bağlamda, Olay şöyle bir şey yapmış.




Daha yalın, daha samimi, daha dinamik, daha sofistike ve aynı zamanda daha fazla "bizden".
"Benden niye nefret ettiğini gerçekten bilmiyorum", "Yoo, gerçekten 47 yaşındayım" ve "Terfiyi kaptım" gibi bizim ağzımızdan çıkabilecek günlük kelimelerle sıradan insanların nabzına göre şerbet vermeyi başarırken, ince espri anlayışıyla yüzlere tebessüm yerleştirebiliyor.

Erkeklerle ilgili ürünlerin marka imajlarında erkeklerin ön plana çıkmasını ve reklamlarında erkek görsellerinin kullanılmasını yıllar yılı anlayamamışımdır. Örnek olarak yandaki görseli verebilirim.
Ben böyle bir görselden etkilenerek ürün alabilir miyim? Asla! Uzun bir süre bakmak bir yana, büyük ihtimalle elimi bile sürmem!

JBS adında bir iç giyim firması bu ezberi bozup iç çamaşırı reklamlarında ve görsellerinde kadınları kullanmayı düşünmüş. Zaten kendilerinin de şöyle bir argümanı var; "Erkekler çıplak erkeklere bakmak istemez!" Eh, son derece doğru.



Buyrun size erkekleri cezbedecek ve akıllarında kalması kuvvetle muhtemel bir iç çamaşırı markası. Hem erkekçe bir yaklaşım, hem de sloganıyla samimi.

Görüyoruz ki artık vaat-fayda-çözüm üçgenini iyiden iyiye terketmeye ve markalara alt anlamlar yüklemeye daha eğimli hale gelindi. Tüketiciler için bu, önemli bir yaklaşım. Bugün marka farkındalığı standart bir insandan daha yüksek birisi olarak bile kaçırdığım mesajların haberini duyuyorum. Bunun sebebi benim antenlerimi kapatmam mı? Hayır, yaklaşımların aynı olmasından bunalmam.
Sıradan, dikkati daha zayıf olan tüketici ne yapacak? Sırtını dönecek. Bunun şimdiden farkına varan ve inovasyona önem veren firmaların adını ve işlerini sık sık duymaya devam edeceğiz, hantal yapıları ile değişime ayak uyduramayıp (ya da uydurmayı reddederek) geleneksel yaklaşımda bulunanlar bu karmaşada, büyük bütçelere sahip olsalar dahi, kendi seslerini kendileri dahi duyamayacak hale gelecek.
Hantal yapı demişken, büyük firmalar değişimden nasibini al(a)madan gelenekselci tutumlarını sürdürmeyi asla bir özür olarak kabul ettiremezler, zira ilk üç örnek P&G gibi bir dev şirkete ait.
Bilmem anlatabildim mi?

10 Ekim 2007 Çarşamba

Residence dediğin...

Dün, gazetelerde yayınlanmış, Türk insanının beklentilerine nazaran fazlaca uçuk (A+) ya da absürd diye tabir edilen konut projelerine göz gezdiriyordum. İçinde binicilik kursu olanı mı dersiniz, evi uzay üssüne benzeteni mi, ya da eski evinizi verin yenisini götürün tarzı uygulama konusunda enteresan fikirleri olanları mı... Ancak bir tanesi var ki, gözbebeğimiz oldu.


Beylikdüzü'ndeki Ginza Residence ilanı. Kendi yorumumu katmadan paylaşıyorum.
Aslında amacım kimseleri rencide etmek değil ama genede sormak istediğim sorular var; bu nedir? Bu uygulamayı kim hazırlamış, kim onay vermiş, gazetelerde görenler ne düşündü, yaratmak istedikleri etki neydi?
Sanırım bunlar benim hiç bir zaman öğrenemeyeceğim cevaplar olacak. Geride de zihnimin bir köşesinde hatırlanacak bu "acaip" ilan kalacak.

7 Ekim 2007 Pazar

Bundan bahsediyoruz!



Geçen sene Autoshow'dan hızlı metro ile dönerken Bayrampaşa civarındaki raketlerde görmüştüm Ender Mağazaları'nın ilanını. Tema aynıydı, yalnız bu sefer pembeli yerine siyah abiye giymiş bir bayanın görseli kullanılmıştı. Koluna taktığı karton torba uygulaması dahi aynıydı ve ben tam da buradaki bir ayrıntı yüzünden fotoğrafını çekmek istemiştim, ancak fotoğraf makinamı çantasından çıkarmaya üşendiğimden es geçmiştim.

Şimdi Ender Mağazaları ayağıma kadar fotoğrafını çekmek istediğim ilanın ta kendisini getirmiş. Bir sefer daha aynı hükümetin seçilmesi ile olsa gerek, bir kaç gündür gazetelere tam sayfa ilan verecek kadar palazlanmışlar. Esas konumuz Ender Mağazaları'nın bu ilanı olduğundan, şöyle bir soru sordum kendi kendime; "Bu ilanı daha düzgün yaptıracak kimseyi bulamamışlar mı?"




Geçen seneden hatırladığım uygulama güzel olduğu için değil, içinde başka çıkarımlara sebep olduğunu düşündüğüm bir öğeye sahip olduğu için bu kadar çok aklımda kaldı. Bilmiyorum ilana bakıp ta dikkatinizi çektiği oldu mu, ancak görsele baktığımda benim gözüm tek noktada sabit kalıyor, o da kırmızı ile "highlight" ettiğim alan.

Diğer bütün markaların (klansman dahilinde düşünürsek, adidas ve puma dahil) isimleri Arial font ile yazılmışken, Nike'nin "Swoosh"u hemen göze çarpıyor. İşin komik yanı, "Swoosh" bize derhal "Nike" mesajı veriyor.

Her ne kadar "basit" görünse de, yakalanması zor bir başarı. Markalama tam da bu değil midir zaten?

3 Ekim 2007 Çarşamba

Dove: Onslaught

Dove: Evolution kampanyasının reklam filmini hemen hemen herkes görmüştür. Yine en az onun kadar çarpıcı bir başka film çekilmiş; Dove: Onslaught



"Talk to your daughter before the beauty industry does" (Kızınızla konuşun, kozmetik endüstrisi onunla konuşmadan önce). Mesaj açık, yönetmenlik ve fikir ise harika. Onslaught (şiddetle hücum etmek) ise böylesi bir film için mükemmel düşünülmüş bir isim.

24 Eylül 2007 Pazartesi

Sucuğun başına gelenlere bak...

Bir kaç sene önce bu tartışma yapılmıştı. Pınar Sucuk reklamlarının, ekonomik durumu sucuk almaya yetmeyecek aileleri ekran başında sıkıntıya düşürdüğü, çocukların babalarına "Sucuk nasıl bir şey?, tadı nasıl?" gibi sorular sordukları gündeme gelmiş, ardından unutulup gitmişti.
Üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen halen düşünürüm "Gerçekten de sucuk reklamları insanların evlerinde bu kadar büyük hasarlara neden oluyor mu?" diye.

Engin Ardıç geçenlerde bu konuya değinmiş, çok ta güzel yazmış. Bunun yanı sıra, aklıma gelen başka bir düşünce (ya da komplo teorisi) de rakip firmaların ya da muadil ürünlerin negatif WOMM çalışmaları. Acaba gerçekten sucuk böylesi bir negatif WOMM kampanyasına kurban gidip ekranlardan uzaklaştırılmış olabilir mi? Bence mümkündür.

14 Eylül 2007 Cuma

Henkel reklamları üzerine

Daha üniversite'ye dahi adım atmamışken aklıma düşen kurtlardan biridir. Bunca zamandır aklımı meşgul etse de, halen ekranlarda Henkel'in aynı tip reklamlarını görmekteyiz.

Bir stereotip olan Henkel reklamları... Zaten ucuz prodüksiyonlu ve klişeleşmiş reklam anlayışıyla çekilen deterjan reklamlarının geneline şu konsept hakimdir; Türk tipine hiç benzemeyen, tamamen aryan bir hanım çıkar, kıyafetlerinin renklerinin solukluğundan ya da lekelenmesinden şikayet eder, bu arada dudaklarına ve mimiklerine gözümüz takılır, ancak
anlamı yoktur söylediklerinin, çünkü farklı bir dilde konuşuyordur.
O sırada hooop ya başka bir aryan hanım ya da çizgi kahraman ortaya çıkar ve "x markayı denediniz mi?" der. Bu ilk sahnedir.

İlk sahnenin ardından demo girer, çamaşıların eski deterjan ve x markasıyla yıkanışı gösterilir (x marka hep sağda yer alır), bu esnada lekelerinin nasıl etkili biçimde yokolduğu empoze edilir, varsa içeriğindeki üstün teknolojiden (mikrogranüller, tanecikler vb.) bahsedilir.

Üçüncü sahnemizde aryan teyze çektiği herşeyi unutmuştur, acılı günler x marka deterjanı kullanmakla geride kalmıştır ve ne kadar huzur dolu olduğunu konusundaki söylemini uyumsuz dudak mimikleriyle ya kameraya karşı anlatır, ya da dış ses spotu okur ve reklam biter.

İzleyenlerde geriye ne kalıyor?
Sosyoekonomik statüye göre: Üst sınıf iğreti, orta sınıf anlamsız bulurken, alt sınıflar ise hepten kayıtsız kalıyor.

Senelerce aynı reklam yaklaşımı. Aynı prodüksiyonun daha yerelleştirilmişi çekilse, aynı hissiyatı yaşar mıyız?
Beni bu yazıyı yazmaya tetikleyen, son Persil reklamı oldu. Korkunç. Sanırım "Persil Adam" reklamından hiç ders almamışlar. Bu ülkede neyin yayınlanıp neyin yayınlanmayacağını, Persil'i pazardan çekecek denli büyük bir faciadan sonra bile anlayamamışlar gibi görünüyor.

Ariel ya da Alo bunu yapıyor mu? Peki Omo?
Ortalama bir tüketiciden fazlası olduğumu varsayarak, ben dahi zihnime yenilerek, alışverişlerimde kendime yakın bulduğum markaları tercih ediyorum. Örnek vermem gerekirse, aynı reklam uygulamasını yapan Signal ya da İpana'yı değil, yerel prodüksiyon yapan Colgate'i kullanıyorum. Annem ya da anneannemin henüz Persil aldığını görmedim.

Bugün Efes Pilsen, yabancı pazarlarda Türkiye için hazırlanan reklam filmini, reklamın yayınlanacağı ülkenin diline çevirse ve yayına koysa, başarılı olacağını düşünür müsünüz?
Ben sanmıyorum.

12 Eylül 2007 Çarşamba

Zekeriya Beyaz'lı Nazo reklamı

Böyle bir reklamı TV'lerde daha önce hiç görmemiştim. Acaba kışın yayınlandı da askerde olduğumdan ben mi göremedim dedim, ancak soğuk içecek olduğundan yazın yayınlanmış olması muhtemel. Yine de hiç bir kanalda rastlamadığım bir reklam. Önce fake sandım ancak ismini bilmesem de reklamda görülen oyuncuyu komedi içerikli yayınlardan tanıyorum. Belki yalnızca YouTube üzerinden yayınlanıyordur, bilemiyorum...



Absürd reklamlar yapmak Nazo'nun marka imajına daha uygun geliyor zannedersem ki, şöyle bir reklamını daha gördüm.



Yorumsuz.

6 Eylül 2007 Perşembe

İşte böyle hissettirir

Başarısız Pantene outdoor çalışmasından sonra şimdi de başarılı bulduğum başka bir outdoor çalışması: Ford Ranger

*This is How it Feels, Ford Ranger

"Projenin amacı Ford Ranger'ın zorlu yüzeylerde yaşattığı sürüş tecrübesi. Bu algıyı yaratmak için buzlu, çatlaklı ve çamurlu gibi çeşitli yer döşemeleri hazırlanarak şehrin farklı bölgelerine uygulanmış, bu yüzeylere yaklaşıldığında ise sol altta görülen "This is How it Feels, Ford Ranger" yazan uyarı levhaları eklenmiş.
Yolun üzerinden sarsıntı olmadan geçenler Ford Ranger'ın sürüş keyfinin böyle bir tecrübe olduğu algısına kapılıyorlar.
Uygulamanın yapıldığı caddelerde hız limiti 10 km/s, dolayısıyla hem sürücülerin güvenliği hem de uygulamanın dikkat çekmesi sağlanmış."

O yolda aracımı sürüyor olsam, böyle bir uygulamanın bende bırakacağı etki büyük olurdu. Olağanüstü bir çalışma.

5 Eylül 2007 Çarşamba

Alternatif mecra -video

Bir önceki Alternatif mecra başlıklı yazımda bahsettiğim video aşağıda... Video için Zafer'e teşekkürler.


Alternatif mecra

Geçtiğimiz hafta Caddebostan'da otururken kalabalığın ilgisinin bir noktaya toplandığını farkettik, dönüp baktığımda sırtlarındaki donanımla hem sesli, hem de tepesindeki LCD ekranla görüntülü reklam mecrası haline gelen bu arkadaşları gördüm.



T-Shirt üzerindeki reklamları zaten biliyorduk, alnına yazı yazdıranları, hatta koluna, omzuna ve çeşitli uzuvlarına dövme yaptıranları da gördük, ama bu bambaşka olmuş. Kaplumbağa gibiler, azıcık öne doğru eğildiklerinde LCD'ler gözünüzün içine giriyor.

Çok fütüristik, ama etkisiz. Neden? Konuşulan şey bunu kullanan markalar değil, icadın ta kendisi oldu, ondan. Değişik reklamlar vardı ama şimdi bile hangi markaların reklamlarının olduğu, aralarında bir tek Hürriyet'i hatırlıyorum, onu da sesi çok yüksek olduğu ve sürekli tekrar ettiği için. Videosu da mevcut, onu da gün içinde eklerim.

4 Eylül 2007 Salı

Öyle hızlı ki, uçuyoruz!

Ha oldu, ha olacak derken nihayet söylentiler doğru çıktı ve İran ile eşdeğer hızda olan internet bağlantımız, asgari 1mbit hıza yükseltildi. ATCW imzalı reklam filmi, Türk Telekom'un hizmetinin kalitesini bilen benim de içinde bulunduğum bir çok abonenin asabını bozuyor. Halen fahiş fiyat, halen sürekli kopan, dünya standartlarının çok altında, yavaş bağlantı hızları... Tepkiler için buraya...



Müşterilere, yani Türk insanına yaptıkları muameleye, sansür uygulamalarına, kurumsal düzeyde beceriksizliğine ve hantallığına rağmen dünyada eşine rastlanmayacak denli kârlı bir kurum olma özelliği taşıyan Türk Telekom, reklamlarıyla da toplumdaki antipati seviyesini istikrarlı bir şekilde arttırmaya devam ediyor. Zaten ödediğimiz fahiş fiyatlarla çoktan yapılması gereken bu uygulamanın, "hizmet kalitesinin artışı" etiketiyle reklamının yayınlanması sinirleri germeye devam ediyor.
Prodüksiyon hakkında ise yorumu size bırakıyorum.

Dipnot: "Tüketici istemezse ADSL'in yanına telefon bağlatmaz" diye bir konu başlığı var, buradaki arkadaşlar sanırım yavaş yavaş sonuç almak üzereler ve Türk Telekom, özellikle harıl harıl devam ettirdikleri ev telefonu reklam kampanyaları yüzünden bu konudan oldukça rahatsız. İlgileneniniz ya da yararlanmak isteyeniniz olabilir.

29 Ağustos 2007 Çarşamba

Plajda elbiseyle güneşlenmek?

Cengiz Semercioğlu bugünkü yazısında Cola Turka reklamında bikinili kız olmadığından bahsetmiş, sonunda da demiş ki;

"Bütün kızlar plajda neredeyse boğazlı kazakla dolaşacaklar. Madem bu kadar hassas olacaktınız, keşke plajda çekmeseydiniz reklamı..."

Şu bilinen bir gerçek ki, dünyanın en büyük markalarına sahip grupların birçoğu Yahudi asıllıdır. Peki, onlar ideolojilerini ticarete alet ediyorlar mı? Ben hiç şahit olmadım.

Ülker bence yapacaksa ya kendi ideolojini takip ederek kendi hedef kitlesine ulaşmalı, ya da "çılgınca eğleniyoruz!" tarzı reklamlar çekecekse, muhafazakarlığını kenara atmalı. Yoksa gördüğümüz gibi, "bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" durumları oluyor.




Youtube'da video hakkındaki bir yorum da olayın, bu blogda bahsetmekten sakındığım bir başka yüzü;

"hangi plajda görülmüş kızların günlük elbiseyle güneşlendiği yada dolaştığı? her plajda bikinili yada mayolu kızlar olur.
Yaşlı bir erkeğinde elbiseyle oturması bile artık yok. hangi zamanda yaşıyoruz hangi ülkede yaşıyoruz. ülkemizi böyle mi tanıyacak yabancılar? ... tam bir ülker grubuna yakışır bir reklam! ... aynısı sunny reklamı içinde geçerlidir."