sosyal sorumluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal sorumluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2009 Çarşamba

"Sosyal Sorumlu" kimdir?

"Sosyal sorumluluk" dendiğinde herkes kafasını sesin geldiği yöne çeviriyor.

Ajanslardaki arkadaşlarım çeşitli firmalar için sosyal sorumluluk kampanyaları çalışıyor, bloglarda sosyal sorumluluk kampanyaları konuşuluyor, geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili kalitatif bir ankete tabi tutuldum (bu konuda da söyleyecek bir şeyim var, ayrı bir yazının konusu), hatta bayram ziyaretlerinde "sizin sosyal sorumluluğunuz var mı?" gibi sorular dahi duydum.

Doğu illerindeki okullara bir kaç parça kırtasiye malzemesi gönderen de sosyal sorumluluk yapıyor, binlerce kız okutan da, mail iletilerinin çıktısını almadığımız taktirde daha az ağaç kesileceği konusunda uyarıda bulunan şirketler de...

Bunlardan hangisinin daha sosyal sorumlu olduğu hakkında bir ölçüm yapabilir misiniz?

Sosyal sorumluluğun kimin harcı olduğundan bahsetmiştik.
Fatmanur Erdoğan konuyu
"Sosyal Sorumlu kim olmalı?" diyerek farklı bir perspektiften sorguladı.
Bu konuların içine sürekli girdiğim için düşüncem şu; Sosyal sorumlu olanlar şirketler değil, şirketin bünyesindeki insanlardır!

Sosyal sorumluluk kampanyalarını diğer iletişim kampanyalarından ayıran en belirgin şey içerdiği yoğun duygusal iletişim öğeleridir.
İktisadi yapılar her zaman kazanmak isterler. Kazanan olmak için iletişim yaparlar. Zaman zaman iletişimin tonu da değişir.
En güçlü iletişim tipinin "duygusal iletişim" olduğu keşfedildiğinden ve etkinliği ıspatlandığından beri, sosyal sorumluluk projeleri tavan yaptı. Hayır için değil, etki yaratmak için...
Bu nedenlerledir ki sosyal sorumluluk aslında bir "proje"dir.Bu tip projelere başlanırken kaç insana yardım edileceği ya da kaç ağaç kurtarılacağından önce, bu projenin bütçede yaratacağı açık ve karşılığında getireceği iletişim değeri ölçülür.

Öte yandan, sosyal sorumluluk içeren iletişim projelerinin dünyaya getireceği faydaya inanan profesyoneller olabilir (ben de onlar arasındayım). İnsanlar sosyal sorumluluk kampanyalarını alkışlarlar ve sonuçları ile nadiren ilgilenirler, ancak, günün sonunda bu işin şirkete getireceği iletişim değerini rakamlarla ilgilenen kişilere aktarmak yine "sosyal sorumlu" profesyonellere kalır...

16 Eylül 2008 Salı

Kurumsal Sosyal Sorumluluk kimin harcıdır?

Bugün Aylin'in blogunda Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Kallavi (!) Şirketler yazısını okudum. Yazdıklarımı okumaya başlamadan önce siz de mutlaka sözkonusu yazıyı okuyun...

Aylin soruyor; Kurumsal Sosyal Sorumluluk yalnızca büyük şirketlerin harcı mıdır?

Öncelikle Kurumsal Sosyal Sorumluluk kampanyalarının temelde duygusal iletişim çalışmaları olduğunu sürekli olarak hatırlayalım. Şirketler için; -Alınan ürünlerin belli meblağlarının karşılandığı kampanyalar dönemsel satış destek aktivitesi, -Bedelsiz okutulan çocuklar gelecekteki iletişim çalışmalarının cast'ı ya da şirket çalışanları,-Her tıklamaya belli bir ölçekte yardım göndermek database toplamakla eşdeğerdir.

Biraz daha basit ve mikro bir bakış açısıyla bakalım;
Ortalama maaşla çalışan bir kişi, yaşam standartlarına göre belki belli bir hacimde yardım yapabilir, ancak ses getirecek bir yardım yapamaz.Öte yandan, Seda Sayan televizyon programında her gün bir tır dolusu yardım göndereceğini ya da işsizlere iş vereceğini bas bas bağırabiliyor.

Ortalama maaşla çalışan bir insan geleceğini garanti altına almak için daha fazla (Maslow Piramidi'nde üst sıralara çıkmak için) çaba sarfederken, Seda Sayan kendini garantiye çoktan almış olmanın getirisiyle "kendini gerçekleştirme" eylemini "Sosyal Sorumlu" olduğunu göstererek yapıyor.

Şirketler de aynı şekilde tepki verirler.

Gelecekleri garanti altında olmayan, daha çok büyümek isteyen şirketler iletişimde öne çıkmak, kısa vadeli hedeflerini tutturmak zorundadırlar ki ayakta kalabilme savaşını verebilsinler.

Bugün ses getirecek bir sosyal sorumluluk kampanyası, küçük ve orta ölçekli şirketler için iletişimde mucize yaratmakla eşdeğerdir.
Çünkü bu tip ses getiren kampanyaların bütçeleri çoğunlukla, KOBİ'lerin fiziksel varlıklarının birkaç katı büyüklüğünde olmakta...

Çok az şirket küçük bütçelerle sosyal sorumluluk konusunda harikalar yaratabilir. (The Body Shop burada güzel bir örnektir). Ancak kabul etmek gerekir ki pek az firma bu innovasyon ve vizyon yeteneğine sahip...

12 Mart 2008 Çarşamba

Vatikan ve yeni 7 günah

Biz halen bezde kutsallık ararken, Vatikan, 7 günah listesini modernize etti.

Modernize etti diyorum, çünkü eski ve yeni listeye baktığımızda apaçık görmekteyiz. Eski listede Açgözlülük, Tembellik, Öfke, Kıskançlık, Gurur, Şehvet ve Hırs varken yeni liste şöyle sıralanmış;

-Genetik değişiklik
-İnsanlar üzerinde deneyler yapmak
-Çevreyi kirletmek
-Sosyal adaletsizliğe yol açmak
-Yoksulluğa neden olmak
-Uyuşturucu kullanmak ve satmak
-Zenginlikle gösteriş yapmak

Eski 7 günah, tamamen bireysel ve bireyi kontrol altında tutmaya çalışan bir yapıda, yani etkileşimin bugünkü gibi olmadığı ve değerlerin daha yavaş değiştiği bir dünyada geçerli olabilecekken, yeni 7 günahın büyük çoğunluğu yalnızca bireysel değil, kurumlar için de geçerli olduğu görülüyor.

Hiç bir çevreci örgüte bağlı bulunmayarak gösterişten uzak bir şekilde çevre adına kendi payıma düşeni yapan birisi olarak, yüzyıllardır garip söylemlere imza atan "Kilise"nin bu kararını çok takdir ettim. Dünya günden güne daha yaşanmaz bir hale gelirken ve bugün bir çok pazarlamacı "Green Marketing" diye bağırırken hepsinin üstüne böyle "ruhani" bir destek gelmesi bir şeylerin değişebileceğini görmek adına umut vaadediyor.

Beni düşündüren, gerek kurumsal, gerek toplumsal, gerekse de bireysel açıdan, bizim bu aydınlıktan payımızı ne zaman alacağımız...

24 Aralık 2007 Pazartesi

Hareket güzel, sesleniş kime?

Göze, son zamanlarda radyo spotu olarak benim de dikkatimi çeken "Conta Hareketi"nin TV uyarlaması hakkında yazmış;

"'Başkan' kelimesini de duyunca "ne kadar cesur olmuş", diye düşündüm. Sadece "şehrin su boruları yenilensin, çocuklarımız susuz kalmasın" demeyi de tercih edebilirlerdi."

Kampanya çok anlamlı, çok beğendim. Ancak benim dikkatimi çeken de mesajın kitlesi olan "Genç Anneler" oldu.
Şu "Genç"in biraz açılması lazım da... Ona değinmeyeceğim.
Peki hedef neden "Genç Anneler"?
Yaşlı olanları için fazla kafa karıştırıcı ve yorucu olur diye mi düşündüler?
Yoksa "dünyevi işler"
konusunda yaşlı anneleri gençlere göre daha mı duyarsız buluyorlar?

Ben bilemedim. Cevabı olan?

Ek olarak, web sitesine göz attığımda gördüm ki "Ancak elbette kampanyamız genç annelerle sınırlı değil" gibi bir bilgilendirme cümlesi de mevcut. Gel de çık işin içinden.

18 Aralık 2007 Salı

Sosyal sorumluluk, kime karşı?

Bunu iyi anlamak lazım.


Hedef kitleniz kim? Sosyal sorumluluk konseptini anlamış insanlar mı? Eğer değilse, boşverin gitsin!

Indragandi sürekli olarak takip ettiğim sitelerden biri. Üye değilim ve ürün de almadım, ancak yine de siteye 2-3 günde bir göz atarım. Dün listelenen ürüne bakınca aklımdan geçirdiğim ilk şey bu ürüne karşı "site müdavimleri"nden gelecek tepkiler oldu. Şöyle diyordu indragandi;


"Bugün indragandi de; tüm dünyada meme kanseri konusunda bilinç oluşturmayı ve erken teşhis olanaklarını kadınların hizmetine sunmayı hedefleyen FTBC (Fashion Targets Breast Cancer) sosyal sorumluluk projesini destekleme günü..."


Açık ve net bir giriş cümlesinin ardından projenin amacı anlatılmış ve elde edilen gelirin Türk Meme Vakfı'na bağışlanacağını ve makbuz yollanacağı anlatılmış.


Eğer böyle bir kitleyle iletişim kurmaya çalışıyorsanız, asgari düzeyde duygusal, azami düzeyde rasyonel olmanız gerekiyor. Çünkü ucuza teknoloji almak dışında başka hiç bir şey umurlarında değil!

Neyse ki, yorumlara tepkisini gösteren bazı üyeler olmuş. Eminim ki indragandi'nin bu jesti onların gözündeki değerlerini yükseltmiştir. Zaten "istenen müşteri", daha ucuzunu bulunca terkeden cinsten olanlar olmuyor. Bu müşteri profili de kendi kendine değil, şirket başarılarıyla oluşuyor.

Böyle cesur bir yaklaşım ve duyarlılık sergiledikleri için indragandi'yi tebrik etmek lazım!

24 Ekim 2007 Çarşamba

Orta yaşlı Türk erkeği'nin rüyası

Bugün girdiğim bir eczane'de bir sürü broşür arasında dikkatimi çeken bir tanesi.


Sıradan bir ürün tanıtımından ziyade bir bilinçlendirme kampanyasıymış. Buraya kadar her şey güzel. Beni güldüren, görsel malzeme oldu.


Erkek model seçimi tamam da, kızımızın genç olması pek gitmemiş gibi. Bana klasik orta yaşlı Türk erkeği'nin rüyası gibi geldi bu model kullanımı.
Jenerasyon farkı pijamalarda bile ortada, kızın giydiği saten gecelik ile adamın giydiği "Sümerbank pijama"ları andıran sweatshirt aradaki kültür farkını adeta bas bas bağırıyor. Dikkat ettim de kelimelere aktarırken bile kız-amca kelimelerini kullanmışım, bu da arada ancak baba-kız ilişkisi olabileceğini çağrıştırıyor.
O manidar bakışlara ise hiç girmeyelim bence! Keşke kadın da biraz orta yaşlı olsaymış diyorum.

Broşürü Lilly adında uluslararası bir ilaç firması yayınlamış. Yakınımdaki arkadaşlarla broşürü paylaşınca epey eğlendik ve farklı yorumlarda bulunduk elbette, ama bir tanesinin anlattığına dayanarak söyleyebilirim ki, bu tip bilinçlendirme kampanyalarında durum benim sandığımdan çok daha vahimmiş.

Hikayemiz şöyle; Ereksiyon problemi olan insanları bilinçlendirmek ve kendi ürettikleri ilaca yönlendirmek için broşür hazırlatan yerel bir firmamız, lanse etmeden önce kreatif çalışmalarını paylaşır. Kreatif çalışmalarda fotoğraf yerine çizim kullanılmıştır ve ereksiyon problemi olan çizgi karakterimiz elinde matkapla yatağın başına geçmiş, pis bir sırıtışla partnerine doğru ilerlemekte gösterilmektedir.

Bu projeyi yöneten iş arkadaşım şok içerisinde "Aman öyle şey olur mu hiç, böyle bir şey kullanılır mı aman aman..." diyerek firmayı ikna eder. Firma hayal kırıklığına uğrar, çünkü illustrasyonu o kadar beğenirler ve benimserler ki kendi espri anlayışlarını tam olarak yansıttığına ve tüketiciye de bu mesajı verebileceklerini düşündüklerinden çok eminlermiş. Öyle ki, görsel üzerinde anlaşmaya varamadıkları ve uzun uzun tartıştıkları tek şey illustrasyon karakterin elindeki matkabın cinsine karar vermekmiş.

Bu bana biraz imam-cemaat ilişkisini andırdı. Uluslararası firma böyle bir uygulama yaparsa, amatör yerli firmalarımız böyle maceralara kalkışabiliyor demek ki...

3 Ekim 2007 Çarşamba

Dove: Onslaught

Dove: Evolution kampanyasının reklam filmini hemen hemen herkes görmüştür. Yine en az onun kadar çarpıcı bir başka film çekilmiş; Dove: Onslaught



"Talk to your daughter before the beauty industry does" (Kızınızla konuşun, kozmetik endüstrisi onunla konuşmadan önce). Mesaj açık, yönetmenlik ve fikir ise harika. Onslaught (şiddetle hücum etmek) ise böylesi bir film için mükemmel düşünülmüş bir isim.