teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2009 Perşembe

3G lansmanını siz yapıyor olsaydınız...

Operatörler 3G diye ortalığı yıkıp geçiyor. Bu iletişim bombardımanında 3G'den uzak kalabilmek imkansız.
Çok nadiren televizyon izlerim. Bu haftasonu da o nadir anlardan birinde, bir reklam kuşağında 3 dakika içerisinde 6 frekans 3G reklamı izlemiş bulundum.

Bu kadar yoğun yayın yapılmasına rağmen naçiz görüşüm, Türkiye'deki telefon operatörlerin yolunu şaşırmış olduğu...

Haksız da sayılmazlar, zira 3G aslında bir çok mobil teknolojinin kullanım alanını genişleteceği gibi, web 3.0 teknolojilerinin de kapısını aralayacak.
Dolayısıyla bu yenilik big bang'inde nereye yoğunlaşacaklarını bilemediler ve 3G'yi insanlara en kolay yolla anlatabilecekleri yenilik olan görüntülü konuşma üzerinden anlatmak istediler.

Haber bültenleri ve advertorial çalışmalarda sürekli olarak gördüğüm 3G vaadi (USP - unique selling proposition), görüntülü konuşma üzerine oldu. Oysa yapılan araştırmalarda görüntülü konuşma yapmak isteyenlerin oranı yüzde 21,77 olarak saptanmış. Yüzde 35,11'lik bir kesim fiyata göre deneyeceğini belirtmişken, görüntülü konuşma yapmayı düşünmeyenlerin oranı ise yüzde 38,60.

Bu da aslında 3G teknolojisinin temel kullanım alanının görüntülü konuşma üzerine olmadığının göstergesi.

Peki 3G'nin vaadi neden görüntülü konuşma oldu?
Mobil internet teknolojilerini kullanan kişiler, 3G'nin ne anlama geldiğini zaten biliyor ve kullanıma açıldığından beri kullanıyorlar.
Bilmeyen kesim buzdağı'nın görünmeyen, mobil internet teknolojilerini daha önce hiç kullanmamış ya da çok az kullanmış olan kısmı.
Ve bu kısma 3G teknolojisini anlatmak, bu bütçelerle bile zor olabilir.

Sizin elinizde 3G lansman fırsatı olsaydı,
Türk insanına 3G teknolojisini görüntülü konuşma yerine nasıl anlatmayı tercih ederdiniz?

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Perakende ile Web'in bütünleşmesi nasıl avantaj olur? / SEO'nun önemi

Web'deki gelişmeleri kendilerine bir araç olarak kullanabilecek perakendeciler kazançlı çıkacak cümlesinden yola çıkarak, neler yapılabileceğinden biraz bahsedelim...

Perakende'yi web'e entegre etmek neden bu kadar önem kazanacak?
Çünkü mobil ve
Augmented Reality teknolojileri, daha önce de bahsettiğimiz gibi, perakendecilik anlayışını daha rekabetçi bir ortama sokacak.
Mobil barkod taraması ya da çeşitli Augmented Reality destekli uygulamalarla elimizde tuttuğumuz telefon ya da benzeri internet bağlantılı cihazlarla satış noktalarında bile ürünler ve/veya hizmetler hakkında anında diğer insanların tecrübelerine erişebileceğiz.

Bu ortamda hayatta kalabilmek için uygulanması gereken taktikleri tek tek inceleyeceğiz. Önce Arama Motoru Optimizasyonu'yla (Search Engine Optimization - SEO) başlayalım...

SEO önemli
Tüketicinin ürünle temas kurmasını sağlayan ilk safta, yani web'de
öndeyseniz, büyük ölçüde avantajlısınız.
Elbette yalnızca önde olmak değil, web üzerinde olumlu içerik ile önde olmak ve bunun optimizasyonunu yapmak gerekiyor (olumlu içerikleri yaratılması da daha sonra bahsedilecek taktiklerden birisi).
Doğru kullanıldığı ve şansa bırakılmadığı takdirde SEO siber uzay içerisinde bulunabilirlik açısından en önemli tekniklerden birisi.

Kendi sübjektif gözlemlerime dayanarak, hem web sitesi olan KOBİ'lerin, hem de büyük işletmelerin SEO tekniklerini yeteri kadar etkin kullanamadıklarını söyleyebilirim.
KOBİ boyutundaki işletmelerin bütçeleri elbette kurumsal şirketlerin sahip olduğu bütçelerle kıyaslanamaz. Fakat, rekabette öne geçmek adına fikir ve yeniliğe açıklıktaki esneklikleri ile (yeterli know-how desteğini de arkalarına alarak) bir çok KOBİ'nin (özellikle web'de) SEO avantajını kullanarak bu alandaki rekabette öne çıkabileceklerini düşünüyorum.

SEO = Bağırmak yerine çağırmak
Öte yandan, makro perspektiften baktığımızda yüksek bütçeli pazarlama iletişimi kampanyalarının da web ayağında SEO'nun yeteri kadar etkin kullanılmadığını söyleyebilirim.
Sattığınız ürün/verdiğiniz hizmetle ilgili bilgilerden haberdar olmak isteyen insanlar arama motorlarında geziniyorken, siz büyük portalların ana sayfalarında, alakasız kitlelere muhteşem floating banner'larınızı boşu boşuna sergiliyor olabilirsiniz.

Arada bir tersine de düşünün. İnsanlara ulaşmaya yoğunlaştığınız kadar insanların da size ulaşabilir olmasına yoğunlaşın.

SEO'nı perakende avantajına çevirmek
Yapılan araştırmalar, arama motorlarında arama yapan insanların %50'den fazlasının, aradıkları sonuçlara ilk iki sayfada rastlayamamaları durumunda aramaktan vazgeçtiklerini ortaya koyuyor (diğer kırılımları da linkte inceleyebilirsiniz).
Aradıklarını bulanların ise çıkan sonuçlardan kaç tanesini ve/veya hangilerini incelediğini aşağıdaki tablodan görebilirsiniz;

Çıkan sonuçların yalnızca bir kaç tanesini (genellikle ilk olanlara) ve ilk sayfandakileri inceleyenlerin oranı %62.

Bu durumda "arama motoru kullanıcılarının büyük bir çoğunluğu (çok spesifik bir arama yapılmadığı taktirde, karşısına ilk çıkan sonuçlara rağbet gösteriyor" diyebiliriz..

Özetle,

  • Bir elektronik mağazanız var, müşterileriniz ürünle ilgili objektif bilgiye erişmek için yaptığı aramalarda,
  • Seyahat acentanız varsa "Yurtdışı tur" aramalarında,
  • Kitap satışı yapan bir web siteniz varsa "kitabın adı" arandığında,
  • Restoran sahibiyseniz "restoran adı + iletişim" arandığında,

ilk 4 (en kötü ilk 10) sonuçta, olumlu içeriklerle var olmak, size büyük avantaj sağlayacaktır.

Bu sıralamada önde olan siz değil de, diğerleri (ya da olumsuz içerikler) olursa, rekabette alacağınız darbenin şiddetini tahmin etmek zor değil.

18 Aralık 2007 Salı

Sosyal sorumluluk, kime karşı?

Bunu iyi anlamak lazım.


Hedef kitleniz kim? Sosyal sorumluluk konseptini anlamış insanlar mı? Eğer değilse, boşverin gitsin!

Indragandi sürekli olarak takip ettiğim sitelerden biri. Üye değilim ve ürün de almadım, ancak yine de siteye 2-3 günde bir göz atarım. Dün listelenen ürüne bakınca aklımdan geçirdiğim ilk şey bu ürüne karşı "site müdavimleri"nden gelecek tepkiler oldu. Şöyle diyordu indragandi;


"Bugün indragandi de; tüm dünyada meme kanseri konusunda bilinç oluşturmayı ve erken teşhis olanaklarını kadınların hizmetine sunmayı hedefleyen FTBC (Fashion Targets Breast Cancer) sosyal sorumluluk projesini destekleme günü..."


Açık ve net bir giriş cümlesinin ardından projenin amacı anlatılmış ve elde edilen gelirin Türk Meme Vakfı'na bağışlanacağını ve makbuz yollanacağı anlatılmış.


Eğer böyle bir kitleyle iletişim kurmaya çalışıyorsanız, asgari düzeyde duygusal, azami düzeyde rasyonel olmanız gerekiyor. Çünkü ucuza teknoloji almak dışında başka hiç bir şey umurlarında değil!

Neyse ki, yorumlara tepkisini gösteren bazı üyeler olmuş. Eminim ki indragandi'nin bu jesti onların gözündeki değerlerini yükseltmiştir. Zaten "istenen müşteri", daha ucuzunu bulunca terkeden cinsten olanlar olmuyor. Bu müşteri profili de kendi kendine değil, şirket başarılarıyla oluşuyor.

Böyle cesur bir yaklaşım ve duyarlılık sergiledikleri için indragandi'yi tebrik etmek lazım!

25 Eylül 2007 Salı

Media Markt açılış izdihamı

Ben sosyolog değilim, dolayısıyla Vatan Computer izdihamını da ancak kendimce açıklığa kavuşturabilmiştim. Ancak Media Markt açılışındaki izdihamın Türk insanının teknolojiye açlığından dolayı mı, yoksa ucuz buldum alayım elimde dursun mantığıyla mı bağdaştıracağımı tam olarak bilemiyorum.
İnsanlar kalkıp sahurlarını kapının önünde yapmışlar. Dün gece, bir grup insanın bu iş için organize olduğu haberini aldım ve tek tük insan kapıda bekler sanıyordum, ancak kalabalığın içinde başörtülü teyzeler, koca koca amcalar görünce bunun yalnızca "geek" diye tabir edilen teknoloji meraklıları olmadığını gördüm. Görüntüler video'da...



Media Markt böyle bir izdihamın yaşanacağını hesaba katmış, kalkmış folklor ekibi getirmiş bekleyen insanları eğlendirmek için. Hoş, ancak arkada kalanlar görebilsin diye bir de projeksiyon kurmaları akıllıca olurdu. Bu bile oldukça farklı bir yaklaşım. Bu tutumuyla insanları düşündüğünü gösteren şirket, mağaza içindeki sızıntıyı hesaba katamamış olsa gerek. Mağaza personeli içerideki ürünleri önceden tanıdıklarına bir şekilde satmış olacaklar ki, video'da da görüldüğü üzere insanlar haklı olarak isyan etmekteler.

Ben Türkiye sınırları dahilinde hiç bir yerde, hiç bir sektörde ya da hiç bir kampanyada bu denli büyük izdihamlar, kuyruklar ve bekleyişler görmedim. Kişi başı gelir düzeyi bu kadar düşük olan milletimin teknolojiye ne kadar büyük hevesi, arzusu ve iştahı varmış ki böylesi indirimler izdihamlara sebep oluyor? Gıda ürünleri, kitaplar ya da giyimde böyle bir indirime gidilse aynı izdiham olur mu? Sanmıyorum.

Teknomarketlerin indirim yarışları sürdükçe, bugüne kadar hep yurtdışında (örnek: Japonya'daki Playstation 3 lansmanı) gördüğümüz izdiham görüntülerini artık sık sık ülkemizde de göreceğiz gibime geliyor.

Daha fazla görsel ve haber için buraya, buraya, buraya ve buraya.

18 Eylül 2007 Salı

Media Markt - Başka bir pazara giriş faciası mı?

Best Buy'ın Türkiye'deki teknomarket pazarına giriş yapacağı haberi geldikten sonra, Media Markt'ın da haberi geldi. 25 Eylül'den itibaren Media Markt, Türkiye'deki operasyonlarına başlayacak gibi görünüyor.

Fakat burada konumuz Media Markt'ın gelişi değil, lansman kampanyasında yaptığı bu çalışma. Siteye giren ziyaretçileri karşılayan görsel beni hayrete düşürdü.


Benim Media Markt'a sormak istediğim bir kaç soru var:
-Nataşa kimdir veya nedir?
-Türk insanının Nataşa algısı nedir?
-Media Markt Nataşalar ile ne gibi bir etkileşim içerisinde?
-Nataşalar alet olarak mı görülüyor (çekici alet)?

Burada bir mesaj var da ben mi anlayamadım?
Burada anladığım şey, teknoloji'nin çekiciliği ile Türk insanının, daha doğrusu Türk erkeğinin Nataşaları çekici bulmasının yaratıcı ekipte serbest çağrışım yaptığı fikri. Ancak, Türk insanının Nataşa algısı, para karşılığı seks yapan Rus asıllı bayanlar olduğundan Media Markt'ın tüketicilerle böyle bir ilişki yaşayacaklarının sinyallerini mi vermeye çalışmışlar?
Her türlü yoruma açıktır, eğlenceli olsun istemişler, ancak bana bir lansman faciası gibi geldi.

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Öyle miii...

Bu Teknosa reklamları beni öldürecek.

En son okuduğum habere göre Sabancı grup başkanlarından Haluk Dinçer beyefendi Teknosa'nın %99 (!) olan müşteri memnuniyetini Teknosa Asist hizmetiyle %100'e çıkartmak niyetindelermiş (Bu memnuniyetin kriteri herhalde satın almadan sonra problem yaşayıp geri dönen herkese lutfedip cevap vermek olsa gerek). Peki, nedir bu Teknosa Asist?

"Teknoloji alışverişinin kurallarını değiştirecek" bir yenilikmiş Teknosa Asist. Müşteri memnuniyeti garantisi, hem de Türkiye'de ilk!
Zaten çoktandır yapmaları gereken şeydi bence bu.
Normal bir firmanın böylesi hizmetler için yeni bir ad kullanmasına hiç gerek yok, ancak Teknosa gibi ayıplı mal, geri iade ya da arıza durumlarında sabıka dosyası son derece kabarık olan bir firmanız varsa bunu lanse etmek zorunda kalırsınız.


Şimdi pazara Darty'de girdi, güven sözleşmesi'ne göz atmakta fayda var. Darty'yi geçtim, Kadıköy'de en basit bilgisayar satıcılarında dahi geri iade işlemlerimi kolaylıkla gerçekleştirebilirken Teknosa'da zorluk yaşadığımdan, Teknosa Asist bana hiç, ama hiç inandırıcı gelmiyor. Merak ediyorum, insanlar o mağazalarda haklarını aramak için daha ne taklalar atacaklar.
Tek umudum, tüketicilerin biraz daha politik davranarak, kendilerini ve insanları memnun etmeyen firmalarla ilişkilerini kesmeleri. Fazla ütopik oldu sanırım...


Teknoloji ve ütopya demişken, enteresan bir yenilik gördüm. "OLE Pill Bug Robot" orman yangınlarını üzerindeki kızılötesi ve biosensörlerle saptayıp müdahale ediyor. Eğer ateşlerin içerisinde k
alırsa seramik kaplı kabuğuna kapanıp 1300 C dereceye kadar da dayanıyor. Bizim gibi orman yangınlarından çok çeken ülkeler için harika bir çözüm olabilir!

3 Temmuz 2007 Salı

Teknosa teknik destek(sizlik) geleceğin yöntemi mi?

Teknoloji marketleri artık gündelik yaşantımızda sık sık ziyaret ettiğimiz yerler haline geldiler. Elektronik ve teknoloji ile az ya da çok ilgilenen herkes AVM’de gezinirken ya da basitçe yol üstünde yürürken her merkezi köşede bulabileceğimiz birilerine dalıp teknoloji ve innovation merakını giderebiliyor. Elbette ki gerek ürün-marka çeşitliliği gerekse de (göreceli olarak) fiyat avantajları bu teknomarketleri tüketiciler için cazip hale sokuyor.

Yakın çevremden gözlemlediğim kadarıyla bir çok tanıdığım bu teknomarketlerden en az bir kere alışveriş yapmış, pek çok kere de bu yerlere gidip almayı düşündükleri ürünlerin kendisini görmek ve muadilleriyle karşılaştırmasını yapmak amacıyla ziyarette bulunmuşlar.

Malum, elektronik eşyalar hassastır, satın alması süreci özenli araştırma ister. Hele ki yeni bir LCD TV ya da sinema sistemi gibi pahası ağır ürünler alınacaksa, bu süreç daha da fazla detaylanır. Durum böyle olunca da inanılmaz bir WOMM patlaması yaşanıyor tabi, yakın görülen herkesin fikirleri dinleniyor, tecrübelerine danışılıyor; en iyi kalite, en iyi performans gösteren ürün, en iyi fiyat gibi… ve elbette ki, bir çok bilinçli tüketici için kırılma noktası olan kriter; en iyi teknik desteği sağlayan firma.

Burada konu, Türkiye’deki teknomarketlerin pazarda en nüfuzlusu olan Teknosa’nın teknik destek hizmetlerine geliyor. Teknosa’dan bir ürün aldınız ve bozuk çıktı ya da kullanıcı hatası haricinde bozuldu. Teknosa’nın garanti süreci şöyle işliyor; Bozulan ürününüzü, aldığınız mağazaya geri götürüyorsunuz, oradaki yetkiliden duyduklarınız sırasıyla;
-Teknosa’nın kendi teknik servisinin olmadığı,
-Ürünü ithalatçı firmaya bizzat götürerek tamir ettirmemi,
-Eğer gitmek istemezsem ürünü ithalatçı firmaya kargo ile gönderebileceklerini,
-Bu sürecin 4 haftadan fazla sürebileceğini,
-Israrcı davranıp kargo hizmetini Teknosa’dan talep ederseniz kargoya verilişe kadar ürünün başına bir şey gelip gelmeyeceği konusunda garanti vermeyeceklerini duyuyorsunuz.

Benim de her birine sırasıyla, ayrı ayrı cevaplarım oldu;
-Teknosa’nın kendi teknik servisi olmalı, operasyonel zorluktan ya da maliyetten dolayı bile olsa ayıplı mal oranının oldukça fazla olduğu bu sektörde en azından bu tip bir hizmeti olmalı!
-Bana, yani bir müşteriye böyle bir teklif ASLA yapılmamalıydı,
-İthalatçı firmaya Teknosa’nın ayıplı mallarını benim götürmek zorunda olmadığımı bilmeleri lazımdı,
-Bu süreci müşteri memnuniyeti adına her gerçek vizyon sahibi şirket gibi Teknosa’nın da elinden geldiğince kısaltması gerekirdi,
-Son olarak ta, agresif çalışanlarının benim ısrarlarım üzerine kargo paketi için uğraşırken bana (sanki bilerek hasar vereceğiz dercesine) böylesi bir tehdit savurmaları oldukça komikti, ancak bir o kadar da sinir bozucuydu –ki bu da benim için bardağı taşıran son damla oldu.


Bir makalede mi okumuştum yoksa danışmanlık yapan bir hocamdan mı duymuştum tam olarak anımsayamıyorum, ancak 2010 yılını takip eden seneler içerisinde beyaz eşya üreticileri yavaş yavaş kendi ürünlerini sattıkları mağazaları kapatıp tamamen bu teknomarketlerin içerisinde satışa odaklanacakları öngörülüyormuş. Yani buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev eşyalarımızı da büyük çeşitlilik içerisinde, tek mağaza içerisinde kıyaslayarak alma fırsatına kavuşabileceğiz.

Eğer 2010 yılının ertesinde beyaz eşya üreticilerinin niyeti gerçekten bu yönde olursa, tüketicilerin teknik servis ihtiyaçları nasıl karşılanacak? Teknomarketler ürünleri satıp kaçacak mı? Gerçekten merak ediyorum…

Şu an pazarın hakimi olan Teknosa’da durum böyle, ve http://www.sikayetvar.com/ gibi sitelerde görüldüğü kadarıyla durum devam etmekte. Bazı kimseler işi bir adım ileri götürüp anti-Teknosa blogları bile açmışlar (http://teknosamagdurlari.blogspot.com/). Bimeks, Vatan, Gold, EP Center ve diğerleri konusunda gerçekten hiç bir bilgim yok. Şükürler olsun ki diğerlerinden aldığım ürünler servise götürmeye değecek hasarlar çıkarmadılar. Eğer sizin diğerleri için de Teknosa benzeri tecrübeleriniz varsa ve yorumlarınızla paylaşırsanız çok sevinirim, böylece ben de kendi adıma bir yargıya varmış olurum.