in-store etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
in-store etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Organik... Nereye kadar?

Sık kullanılan her kavramın, her kelimenin içi boşalıyor.

Önce kaliteli, sonra lezzetli, ardından sağlıklı...

Şimdi de organik!

Market içerisinde organik olan bir sürü ürün var ve organik olması artık tüketicide bir fark yaratmıyor.

Çünkü herşey organiğe dönüyor!



O halde Organik Rakı'da bu haftanın şakası olsun...

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Fonksiyonel gıdaların ambalaj iletişimi

Çoğunlukla yetersiz oluyor. Aşağıda bahsedeceğim ürün gibi...

İçerenköy Carrefour'da alışveriş yapıyoruz, süt ürünleri reyonunda bir sürü yumurta yanyana dizilmiş. Bir iki tanesi hemen dikkatimi çekiyor; Omega 3'lü ve Selenyum'lu yumurtalar...

Omega 3 ve faydaları çok tanıdık.
Selenyum... Selenyum... Selenyum... Düşünüyorum ama hafızamda böyle bir şey yok!

Ben merak ettim ve Selenyum'un ne olduğuna hem Wikipedia'dan hem de başka bir kaynaktan baktım.

Zaten yumurta'nın içerisinde doğal olarak bulunan bir maddeymiş Selenyum.
Yumurtaların hepsi Selenyum'luysa, bu yumurtadaki Selenyum miktarı mı fazla?
Yoksa basit bir uyanıklık mı?
Bilemedim.

Bu tip ambalajlar gördüğümde aklıma gelen, gerçekten bir katma değer varsa bunun ne olduğundan ziyade, tüketiciye ne faydası olduğunun yazılması gerektiği oluyor.

Bu örneğe tüketici zihninden bakarsak;
Önemsiz; Selenyum'lu yumurta.
Önemli; İçerdiği Selenyum ile bağışıklık sistemini güçlendirir.
Bu fayda-fonksiyon ilişkisinin (kurulmasının ve yönetilmesinin), fonksiyonel gıdalardan daha güçlü olması gereken bir alan var mıdır bilemiyorum.
Ancak, bir çözüm önerisi sunuyorsanız, sorundan da bahsetmeniz gerekir.

17 Ekim 2007 Çarşamba

In-Store

Bu ara bir hızlı tüketim (gıda) şirketi için gerçekleştirdiğim storecheck'ler sırasında dikkatimi çeken bazı supermarket içi uygulamalar ve markalar oldu.

İlk olarak Gillette Fusion kiosk'uyla başlayalım. P&G'nin bu kadar masraf edip böyle bir kiosk hazırlaması beni oldukça şaşırttı. Tasarımı ve yerleşimi ço
k güzeldi, oldukça fütüristik duruyor, zaten bıçağın da yüksek teknoloji ürünü olduğunu vurgulayıp duruyorlar.


İyi görünmesinin yanı sıra, kiosk içerisine bir de LCD TV yerleştirmişler, arka arkaya Gillette Fusion reklamı yayınlayarak hem görsel hem işitsel destek sağlıyor. Zaten jiletin kendisi şeffaf mika bir destekle ayakta duruyor, aydınlatması gayet yerindeydi. Çok şık, kendimi teknoloji mağazalarında cam rafların arkasındaki pahalı elektronik ürünlerine bakıyor gibi hissettim. Gayet premium duruyor, harika iş.



Cappy, bisküvi ürünlerinin yanında böyle güzel bir ahşap raf-stand yapmış. Her noktaya asılabilir, ancak küçük boy meyve suları buralardan kek-bisküvi vb. bir şeyler atıştırmak isteyen insanlar içecek reyonuna kadar yol gitmesin, hızlı satın alma yapsınlar diye yerleştirilmiş. Supermarketlerdeki yasaklardan dolayı pek güzel çekemedim ancak yakından gerçekten çok hoş ve doğal duruyor.



Bu sonuncusu ise güzel bir şaşkınlık, hatta tabir-i caizse "dumur" yaşattı bana. Gözümü alamadım bir süre, inceledim nedir ne değildir diye. Fotoğraf yine iyi değil ama, yeteri kadar belli ediyor kendini. Yazı karakteri, renkler, herşey aynı.


Ülker'in bu duruma düşmesini çok "ironik" buldum. Eee, boşuna dememişler "etme-bulma dünyası" diye.

31 Ağustos 2007 Cuma

In-store

Bugün Göze ile İçerenköy Carrefour'daydık...



İlk olarak Philips karşımıza çıktı.
Küresel Isınma'ya duyarlı olduklarına, sevimli tasarruf ampullerinin şaşkınca etrafta dolaşıp, tüketicilerin yolunu keserek onları daha az enerji sarfettirmeye (ve dolayısıyla, tasarruf ampullerine) yönelten kampanyalarına dikkat çekiyor.

Diğer bir kaç sıradan uygulamadan sonra Selpak dikkatimizi çekiyor.



12'li paket havlu alana yanında fil yavrusu veriyorlar. Tıpkı Pınar Süt'ün Beyn, Kemmik ve Baarsak verdiği gibi... Yalnız burada, ürünü alanlar bu fil yavrusuyla birlikte fotoğraf çektirme şansını yakalıyorlar. Çekilen fotoğraf özel tasarımlı bir kartın içine yerleştirilip müşterilere veriliyor. Bir kaç çocuklu ailenin bu uygulama vasıtasıyla satın alma gerçekleştirip fotoğraf çektirdiklerine şahit olduk. Güzel.


Bu da kaçırmadığım bir detay. Efes Ice, özel bir bira, belli bir soğukluk derecesinde bekletilmesi gerekiyor, dolayısıyla dolabının ayrı olması lazımdı, ancak Efes birayı önceden piyasaya sürdü ve şu an tanıdığım bir çok insan, Efes Ice'ı, pek esprisi olmayan sıradan bir bira olarak görüyor. Halbuki birayı doğru ısıda (fotoğrafta pek net olmasa da dolabın üzerindeki dereceden -2 olduğunu anlıyoruz) açtığınızda havayla temas ederek bir kısmı buz halini alıyor, ancak tadında bozulma olmuyor. Ben 2 ya da 3 sefer bu kıvamda yakalayabildim. Dolabından alıp içmek gerekiyor demek ki. Efes gibi bir marka nasıl böyle bir zamansızlık yaptı anlamak mümkün değil.

Bunlar dışında supermarketlerde bu ara inanılmaz büyük bir iletişim kirliliği söz konusu. Back to school periyodu malum, tüketimin fırladığı dönem. Eylül ayı alışverişlerinizi haftaiçi yapmaya özen gösterirseniz haftasonları oluşacak insan kalabalığının ve market arabasını sürmenize bile fırsat bırakmayan standların, bumperların, showcardların sizi daraltmasını önlemiş olursunuz.

21 Ağustos 2007 Salı

In-store


Büyükçe bir süpermarketimizde gezinirken içki reyonunda gördüğüm wobbler'lar (aslında bunlara wobbler mı demeliyim bilemiyorum).

Özellikle Tekel kaldırıldıktan sonra piyasadaki içki sayısında oldukça farkedilir bir artış oldu. Çeşit sayısı bakımından en büyük gelişmeyi gösteren içkiler elbette ki rakılar. Bu rakı bolluğunda geri planda kalan diğer ürünlere de wobbler yapmış Mey İçki. Çok ta dikkat çekici ve güzel durduğunu söyleyebilirim.

Malum, rakının müdavimleri, sadık bir kitlesi vardır, lansman haricinde ekstralara pek ihtiyaç duyulmaz. Tüketiciyi, rakı hariç, yeni ya da piyasadaki mevcut ürünlere yöneltmenin yolunun ya promosyonlu ürünlerle, ya da kararın büyük bölümünü etkileyen, mağaza içerisindeki satın alma anında dikkatlerini çekerek olduğuna inanıyorum. In-store communication bu yüzden bu kadar önemlidir ya zaten.



Cin gibi bir içkiyle alakam olmadığı halde, ürün, wobbler'ları görünce gözüme çarptı ve inceledim. Aynı şey Binboa votka için de geçerli. Benim Smirnoff gibi çok spesifik bir tercihim var, dolayısıyla Binboa'yı asla tercih etmem. Ancak yine inanıyorum ki, promosyon bardak verdiklerini gören bir çok tüketici, satın almasa dahi Binboa'ya şöyle bir bakacaktır.



Bir de Lokka vardı, üzerinde 5 kere damıtıldığı yazan, adını çok duyduğum, son zamanların
"trendy" votkalarından biri. Mey İçki belli ki atağa kalkmış, her ürününe promosyon, hiç olmazsa wobbler gibi şeyler yapıyorlar. Lokka'da da "shot bardağı" promosyonu var. Standın başında duran görevli hanımefendi "Ürünlerimizi çok mu beğendiniz de fotoğrafını çekiyorsunuz" deyince fotoğraf işi yattı (Bilen bilir, supermarketlerde fotoğraf çekmek tekin değildir). Konuyu dağıtmak için "Aa Lokka'da da promosyon varmış" dedikten sonra aramızda şöyle bir diyalog geçti;

Görevli -Evet, piyasadaki en iyi votkadır
Eren -Öyle mi?
Görevli -Evet, Smirnoff'tan daha iyidir yani
Eren -Peki, Lokka'nın farkı nedir?
Görevli -Ya.. Elma suyuyla süper gidiyo! Biz bu akşam içicez mesela...
Eren -Afiyet olsun

Her şey iyi güzel de, buradaki en pahalı mağaza içi iletişim mecrası olan "temsilci" korkunç. Haydi sen davranış bilimleri ya da tüketici davranışını bilemeyebilirsin ve benim tercihim olan rakip markayı kötülersin, ama sana ikinci şansı verip senin markanın farkını sorduğumda verdiğin cevap ta neyin nesi? Elma suyuyla süper gidiyo!

Biraz pratik zeka. Ürünü kullanmışsın ama hakkında hiç bir şey bilmiyorsun. En azından şişenin üzerindekileri oku. 5 kere damıtıldığı orada yazıyor -ki anladığım kadarıyla bu proses markanın diğer votkalar arasındaki farklılaşma nedeni. Mey bence acil olarak saha elemanlarının donanımını artırmalı.

İş ilanlarında hep "analitik düşünce yapısına sahip" diye bir madde vardır, her ilanda özellikle belirtildiğinden anlamını çoktan yitirdiğini sanırdım. Yanılmışım.

11 Ağustos 2007 Cumartesi

Dışarıda neler oluyor...

Bağdat Caddesi'ndeki yeni Turkcell konsept mağazası;


Daha fazla açık alan, sergilenen ürünlere dokunma ve test etme şansı. Gezmede olduğumuzdan bizzat içeri girip kontrol edemedim. Tek merak ettiğim Göze'nin yazdığı Samsung mağazalarındaki gibi telefonların içerisinde simcard olup olmadığı. Onun dışında mağaza dışarıdan çok güzel görünüyor.

Bu da şu meşhur Turkcell çekilişleri için hazırlanan uygulama. Yaklaşık 2 haftadır İstanbul'da çeşitli noktalarda ikamet etmekteler, görüntüleme fırsatını dün buldum.


Bu da Nike'nin "Çak istediğin yere" uygulaması. Yine dün gece çektiğim için pek belli olmadı. Dikkatli bakarsanız, durağın arkasındaki camın üstünde sanki çamurlu bir topla "çakılmış" şut izleri var. Oldukça orijinal.


Daha fazlası için bu hafta gezip kendi fotoğraf makinemle görüntülemeyi düşünüyorum.