marka yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marka yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2008 Cuma

Jean Amerika'nın şalvarıysa, DeFacto neyin nesi?

İster bir toplantı masasında, ister bir arkadaş grubunda olun, ortaya sunulan bir öneriyi savuşturuyorsanız, beğenmediğinizin yerine yeni bir çözüm sunmanız gereklidir.
Aksi taktirde yapıcı olmaktan uzak olursunuz.

Son günlerde DeFacto'nun geleneksel mecralar üzerinden yaptığı iletişim de çok dikkatimi çekiyor.

"Jean Amerika'nın Şalvarıdır!" diyor DeFacto. Son derece sivri bir slogan (yine Hulusi Derici, yine M.A.R.K.A., ne kadar ayrıştırıcı değil mi?).


Peki, ilk duyduğumda ikna oluyorum diyelim, Jean = Amerikan şalvarı.
"DeFacto ne?" diye sorduğumda bir cevap bulamıyorum ve bu durum, büyüyü bozuyor.

Düşündüm, ancak (Kadıköy'deki mağazalarına bir kaç sefer girmiş olmama rağmen) DeFacto'yu gözümde kişileştiremedim.
Üşenmedim, çevremde iletişimci olan 10 kişiye daha sordum "DeFacto insan olsa nasıl biri olurdu?" diye, kimse kişileştiremedi.

Levi's - rahat,
Network - profesyonel,
Benetton - hoşgörülü kimse,
Abercrombie & Fitch - cool,
Tommy Hilfiger - kampüs çocuğu,
DeFacto - ?

Verilen brief dikkat çekmek ise iş çok başarılı, çünkü insanlar jean üreticilerinin vereceği tepkiyi merak ettiler. Bu iş tartışmaya dönüşse iletişimin devamı daha çok PR tarafından yürütülecek bir iş olabilirdi. Neticede amacına ulaştı ve dikkatleri yeteri kadar çekti.

Ancak, henüz iletişim faaliyetlerinin başında olan bir marka bu sivri tonda uzun vadeli iletişim yapmamalı.
Çünkü "fact" iletişimi, duygusal iletişimin tüketici üzerinde yarattığı etkiye göre çok soğuk olduğu gibi, arkada ciddi kanıtlar isteyen bir iletişim modeli.
DeFacto'nun ortaya sürmesi gereken şey bir kanıt.
Bu kanıt ta, yaratılması gereken kendine has bir imaj.

Bu iddianın temeli sağlam olmazsa sözümona rahatlığa, sözümona akdeniz modası yakıştırması yapılması şaşırtmaz.

Mevcut durumda DeFacto, "Amerikan Şalvarı"na çok keskin bir çözüm üretemiyor...

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Huggies Little Swimmers

Ürün geliştirme açısından akıllıca, farklı, çok spesifik, yalnızca yaz aylarında denize/havuza giren bebekler için bir bez üretmek...


Bir süredir TV'da reklamlarını görüyorum. Hani şu bebeğin, havuzun içinde, annesinin kollarında oyunlar oynadığı reklamı diyorum...
Reklamdan sonra aklımda kalan tek şey, benzer bir manzara gördüğümde o havuza girmek için can atıp atmayacağım oldu.

Her ne kadar bez için "sızdırmaz" deseler de, böyle bir şeyin garantisinin olmayacağı aşikar.

Annenin yanlış bağlaması, çocuğun hareketi, bezin içinde bulunduğu koşullar gibi değişkenlerle suya üre karışması çok muhtemel.

Bezle havuza giren bir bebekle kim aynı yerde yüzmek ister sevgili Kimberly Clark?

Reklamda havuz yerine yukarıdaki kare kullanılsaydı bence daha uygun olurdu...

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Fonksiyonel gıdaların ambalaj iletişimi

Çoğunlukla yetersiz oluyor. Aşağıda bahsedeceğim ürün gibi...

İçerenköy Carrefour'da alışveriş yapıyoruz, süt ürünleri reyonunda bir sürü yumurta yanyana dizilmiş. Bir iki tanesi hemen dikkatimi çekiyor; Omega 3'lü ve Selenyum'lu yumurtalar...

Omega 3 ve faydaları çok tanıdık.
Selenyum... Selenyum... Selenyum... Düşünüyorum ama hafızamda böyle bir şey yok!

Ben merak ettim ve Selenyum'un ne olduğuna hem Wikipedia'dan hem de başka bir kaynaktan baktım.

Zaten yumurta'nın içerisinde doğal olarak bulunan bir maddeymiş Selenyum.
Yumurtaların hepsi Selenyum'luysa, bu yumurtadaki Selenyum miktarı mı fazla?
Yoksa basit bir uyanıklık mı?
Bilemedim.

Bu tip ambalajlar gördüğümde aklıma gelen, gerçekten bir katma değer varsa bunun ne olduğundan ziyade, tüketiciye ne faydası olduğunun yazılması gerektiği oluyor.

Bu örneğe tüketici zihninden bakarsak;
Önemsiz; Selenyum'lu yumurta.
Önemli; İçerdiği Selenyum ile bağışıklık sistemini güçlendirir.
Bu fayda-fonksiyon ilişkisinin (kurulmasının ve yönetilmesinin), fonksiyonel gıdalardan daha güçlü olması gereken bir alan var mıdır bilemiyorum.
Ancak, bir çözüm önerisi sunuyorsanız, sorundan da bahsetmeniz gerekir.

19 Haziran 2008 Perşembe

Durmasını bilmek

Kaskın içerisindeki yüzü tanıyabildiniz mi?

Kendisi ex-F1 kralı Schumacher.
F1 pistlerinden çekildikten sonra bu sefer motorsiklet üzerine geçmiş.
Yine hız içerdiği düşünülürse, başarılı olacağı düşünülebilir, değil mi?
Pek öyle olmamış.
İyi ürüne/hizmete sahip yöneticilerin aynı başarıyı kategori dışında da yakalayacaklarını düşünmelerine benzettim bu düşüşü...

F1'de efsane olmuşsanız, başka bir dalda -tabir-i caizse- "karizmayı çizdirmemek" önemli olmaz mı?
Aynı şekilde, bir kategoride liderseniz, aynı markayla başka bir kategoride de lider olacağınızı düşünüp daldan dala atlar mısınız?

Şuursuzca line extension yapmadan önce bir durup soluklanmak, piyasanın hazmını beklemek, hatta yeni konsept oluşturmak en iyisidir.
Ancak pratiğe dönersek, malesef eskide kalan (genç/yaşlı) kafalara bunu uygulatmak kolay olmuyor.

1 Mayıs 2008 Perşembe

Advantage Rogue - Advantage Black

Iraz sormuş, "HSBC Advantage yeni reklamını izledin mi?" diye. İzlemedim, ancak lanse ettikleri Advantage Rogue ve Advantage Black kartlarının ne "avantajlar" sunduğunu öğrenmek için google'ladığımda HSBC kart yönetiminden sorumlu grup başkanının ağzından şu cümleleri sarfettiğini gördüm;


"Rouge ve Black görünümleri, özellikleri ve kokularıyla rekabetteki diğer ürünlerden farklı bir şekilde tasarlandı. Bu yeni ürünler alışveriş yapmayı seven, indirim ve kampanyaları takip eden, yeniliklerle ilgilenen kadınlara ve erkeklere, ilgi alanlarına göre farklı avantajlar sunarak öne çıkacaktır."



-Stil danışmanlığı,
-New York ve Milano outlet turu
-Yemek kursu
-Briç kursu (kriket nerede?)
-vb. ekstra hizmetler

Rekabetin bu denli yoğun olduğu alanlarda zorlama konseptlere rastlayabiliyoruz. Kabul etmek gerekir ki Garanti Bankası'nın Flexi kartı kişiselleştirilmiş ürün konseptinde 1 numara. Dolayısıyla hiç bir kart aynı hizmetleri sağlamadan Flexi kadar özel olamaz.

Parfümlü olması mı ürünü farklılaştıracak?
Bir kez daha; bankalar keşke bu tip garip programlar ve kullanım amacı belli olmayan ürünler yaratmak yerine gerçekten işimize yarayacak yenilikler getirseler de hayatlarımızı kolaylaştırsalar.

17 Nisan 2008 Perşembe

Vivident Aquagum

Bazen ürün yöneticilerini anlamakta zorluk çekiyorum. Gerçekten.

Düşünün, masanızda oturduğunuz bir gün ürün yöneticisi gelip diyecek ki;

"Süper bir fikrimiz var! Susuzluğu bastıran sakız yapalım!"

İletişimci olarak cevabınızın;
"Susuzluğu bastırmak iyi bir fikir mi?"
olması gerekmez mi?

Vivident'tekiler için cevap bu olmamış.

Bugün bütün doktorlar, beslenme uzmanları, hatta sağlığına özen gösteren herkes su içmenin vücuda faydaları hakkında bas bas bağırır, insanlar ellerinde su şişeleriyle sokaklarda gezinirken sen git, susuzluğu bastıracak sakız için arge yap, üzerinde düşünüp fikirler üret, medya satın alması yapıp reklamlarını döndür, dergilere gir...


Fotoğrafını çektiğim ilanın yayınlandığı dergi Men's Health.
Okuyucu kitlesinin, su içmenin ne anlama geldiğini çok iyi bilen kimseler olduğunu da unutmuşlar üstelik.

Mecrayı bir kenara bırakalım, ürün konusunda sıkıntıya girmiş ya da gerçekten "susuzluğu bastırma" kulaklarına dünyanın en orijinal fikri gibi gelmiş olabilir ama, uzun zamandır gördüğüm en absürd fikirlerden birisi oldu bile.

Umarım biraz kafalarını kaldırıp dünyayı görebilirler.

9 Nisan 2008 Çarşamba

Bonus Trink Taksi


İşte ders niteliğinde bir vaka. Yarım saat kadar önce bir taksinin üzerindeki baskı sayesinde Bonus Trink Taksi uygulamasından haberim oldu, ancak araba kullandığım için fotoğrafını çekemedim.

Uygulama şöyle; Taksiye biniyorsunuz ve istediğiniz yerde inerken tek yapmanız gereken şey Bonus Trink'inizi okutmak. Hepsi bu. Bozuk derdi yok, beklemek yok, para üstü beklerken trafiği aksatmak yok.


Gördüğümde inanılmaz bir heyecan ve merak yarattı gerçekten.
Bunun üzerine elimde olmadan Garanti Bankası'nın neden bu kadar başarılı (ve hem algıda hem gerçekte 1 numaralı hizmet veren) bir banka olduğunu düşündüm. Vardığım sonuçlar;

  • "İnsanlara nasıl daha fazla kredi kartı kullandırırız" şeklinde değil, "Dijital paranın kullanım alanını nasıl genişletebiliriz?" diye düşünen bir yaklaşımda olmaları,
  • Abuk sabuk programlar yaratıp zaten karmaşık olan banka işlem süreçlerini iyice anlaşılmaz hale sokmayıp, "Müşterilerimizin hayatını nasıl daha kolay hale getiririz?" şeklinde düşünmeleri,
  • En önemlisi de, yenilikçi duruşlarını hem iletişimde hem de müşterilerine sundukları hizmetlerde defalarca kez kanıtlamaları bu bankaya başarıyı getiriyor.

Garanti Bankası'nı Bonus Trink Taksi girişiminden ötürü tebrik ediyor ve ileride bizi bekleyen sürprizlerini, hem hizmetlerden yararlanacak bir müşteri, hem de vizyoner bakış açısından ilham alacak bir pazarlama iletişimcisi olarak merakla bekliyorum.

5 Nisan 2008 Cumartesi

Fonksiyonel ürünlerin iletişim eksiği

Doğadan vakası çok konuşuldu, o yüzden ben de aynı şekilde bahsetmeyeceğim, Dimes vakasını hatırlayanlar benzer özellikleri hemen farkedeceklerdir zaten. Ben Doğadan'ın olması gerektiği "fayda - fonksiyonel ürün" niteliğinin neden vurgulanmadığı üzerine bir iki şey söylemek istiyorum.

Dedik ki Doğadan bitki çayı markasıdır... Bu gayet açık.
Peki, bitki çaylarının faydasını herkes biliyor mu?
Demek istediğim, hangi bitki çayının ne fonsiyonu var? Hangisi, neye iyi geliyor? Bilen var mı?

Pek az kimse.

Ürünlerin fonksiyonları - faydaları web sitesine yazılmış, ama tüketiciyle esas temasta olduğu yer satış noktası. Dolayısıyla bu faydaları tüketiciye orada anlatmalılar. Ambalajların üzerine 3-4 kelimelik "hard sell" bir cümle yazılsa ("uykusuzluğa son" gibi), ürün, tüketici için daha çok anlam ifade edecektir.

Bugün, örneğin, Rezene Çayı tüketiciye bir anlam ifade etse, bir rahatsızlığa (mide-bağırsak ağrısı) çözüm önerisi olarak ambalajların üzerinde belirtilse, satışlarda artış olur mu? Ben olacağına inanıyorum.

Doğadan, son lansmanında da bildiğimiz çay'a Siyah Çay diyor. Evet, Türk insanının bildiği ve içtiği çayın adı gerçekten de Siyah Çay, ama kaçımız çayı bu şekilde anıyoruz?
Biz aynı zamanda tüketiciyiz, ve bu ifade tüketici için bir anlam ifade etmiyor.

Fonksiyonel ürünlere sahip markaların problemi aslında tam da bu. Tıkırdatanlar ve Dinleyenler'de olduğu gibi, kendi bildikleri faydaları dışarıdaki herkesin bildiğini sanmak bir yanlışa kapılıyorlar.

17 Mart 2008 Pazartesi

Kategorinizi nasıl baltalarsınız?

Dimes'in yaptığı gibi.

Dimes nasıl yapıyor?
İnsanların zihinlerinde "meyve suyu" olarak konumlandıktan sonra başka bir kategoriye kayarak, yani ürün gamına süt ekleyerek.

Lansman için milyonlarca lirayı ceplerinden çıkarıp, Mehmet Okur ile vasat reklam filmleri çekip, prime time reklam kuşaklarında yine milyonlarca liralık medya satın alması yaparak neyi hedefliyorlar?

Meyve suyu ile özdeşleşmiş markanın şimdi de süt için aynı etkiyi yaratmasını.

Reklam filmini Youtube yine kapalı olduğu için malesef paylaşamıyorum, ancak TV'de sık sık dönüyor.
Dimes'in web sitesine girip baktığımda beni daha da fazla şaşırtan şey Dimes markalı diğer ürünler oldu. Dimes Kaşar, Dimes Beyaz Peynir, Dimes Yoğurt, Dimes Tereyağı, Dimes Kuşburnu Marmelatı...

"Zihinlerde yer açmak" diye bir kavramdan haberdarsak, kategori sayısını artırdıkça zihinlerde yer etmemiz mümkün olur mu?

Eğer olsaydı, Pınar, Türkiye'nin en değerli markası olurdu. Bugün Pınar yüzlerce çeşit ürüne sahip, ancak yakınınızdaki insanlara sorsanız size "süt" haricinde bir ürün söylemeyeceklerdir.

Dimes yalnızca meyve suyu olarak kalsa, hazır güç kazanmışken daldan dala konup markayı baltalamasalar keşke...

6 Mart 2008 Perşembe

Axe Türkiye'de ne yapıyor?

Galiba hiç bir şey. TV'de seneler önce (çocukluğumda) yayınlanan Axe reklamının geçenlerde yine gördüm. Bu filmin tek farkı casting'di, senaryo, sanat yönetmenliği ve diğer unsurlar çocukluğumdaki filmle aynıydı.


Sene 2008, ben Axe'ın yurtdışı örneklerini gördükçe "acaba yaratıcı olmak konusunda çok mu kısırız, yoksa Axe'taki marka yönetimi ekibi Türkiye'yi muhafazakar bir ülke olarak mı görüyor?" diye düşünüyorum.

Çünkü ülkemizdeki Axe uygulamaları, markanın yurtdışındaki imajının aksine son derece uslu kalıyor. Yalnızca tehlikesiz imalarla "yaramaz marka" imajı verilmeye çalışıyorlar, ama etkide zayıf kalıyor, insanlara çarpmıyor.

Axe benim en başarılı bulduğum, hatta uygulamalarını hayranlıkla izlediğim markalardan biridir. Elbette yurtdışı için konuşuyorum. Çünkü tabularla adeta dalga geçen tavrı ve aşırı özgüveni olan bir marka olarak, küstah duruşu her zaman gerek pazarlamacı rolümle gerek tüketici rolümle cezbetmiştir.

Bizdekilerin yanında, yurtdışı örneklere bakalım.

Axe Meksika için Pulse Tester adında bir advergame hazırlamış, nabız atışları hızlanırken ritmi yakalamaya, bu arada karşınızda dans eden ve gittikçe erotik hale gelen şov arasında kalıyorsunuz. Eğlenceli ve cüretkar...

Arjantin'de yapılmış başka bir kampanya. Axe 3, farklı fiziksel ve kişilik özelliklerine sahip kadınların birbirleriyle eşleştirilmesi üzerine yapılmış çok başarılı bir kampanya. Görselleri, kampanya mekaniği ve sonuçları burada.

Axe duş jeli için yapılmış bir gerilla uygulaması.

Bir başka başarılı kampanya ve kampanya dahilindeki advergame daha. Kahramanımızla bizi kovalayan kızlardan kaçıyoruz, biz kaçtıkça kızlar koşu tempolarını yükseltiyorlar, bu esnada yine sürpriz videolar var.

Japonca bilmiyorum, ama başka bir siteden girip Japonya'da ne yapmaya çalıştıklarını anlamaya çalıştım. Axe Effect etkileşimli bir web uygulaması, katılımcılar halka açık yerlerde "Axe etkisi"nin görüldüğü anları fotoğraflamaya, hatta videosunu çekmeye çalışıyorlar. İnsanları izinlerini almadan görüntülemek sıkıntı yaratacak bir durum olsa da, bu kampanyanın kuralları kimseyi afişe etmemek üzere olması muhtemel. Çok kışkırtıcı ve ses getirici bir uygulama olduğu ortada.

Diğer örnekler burada ve burada.


Markanın "uslu" durmasıyla ne demek istediğimi anlatabildiğimi umuyorum.

11 Kasım 2007 Pazar

Dünyaya Açılan Şemsiye - Celal Birsen

Bir plajda güneşten bunaldığımızda altına sığındığımız, yağmurlu bir günde altında oturup çayımızı kahvemizi içtiğimiz, ya da bakkaldan dondurma alırken altında durduğumuz şemsiyelerin hemen hemen hepsinin tek bir üretici tarafından üretildiğini ve markasının Celal Birsen olduğunu kaçınız biliyor?

Askerliğim esnasında bir subayın yüksek lisans projesini yaparken öğrendim Celal Birsen ismini. Okuduğum metin, masalsı bir başarının vakasıydı. Yakalanan başarı bende markaya karşı bilinirliğin yanı sıra bir de sempati oluşturdu diyebilirim.

Vakayı okuduktan sonraki farkındalıkla altında durduğum, yolda gördüğüm şemsiyelerin markalarına dikkat etmeye başladım. İşte oradaydı, Celal Birsen. Daha sonra markalarını, mağaza ve department store vitrinlerine yapıştırılmış "Celal Birsen şemsiyeleri burada satılmaktadır" yazılı stickerlarda görmeye başladım. Belki çoktandır vardı da ben yeni farkına varıyordum, bilemiyorum.

Geçen Cuma akşamı bir Boyner mağazasında dolaşırken bu küçük köşe standları Göze'nin dikkatini çekti.



Boyner'de bu şık standlarla köşeleri kapmanın yanı sıra, işin en hoşumuza giden kısmı şemsiyelerin rastgele değil, ilgili ürünlere göre yerleştirilmesi oldu. Kadın spor giyim reyonunda daha renkli, portatifliğe önem verilmiş ve zarif tasarımlar yer alırken, Erkek giyim ve takım elbiselerin satıldığı reyonlarda kıyafetlere göre uygun, üzerlerinde "premium" yazan daha ciddi, koyu ve sofistike tasarımlı şemsiyeler mevcuttu.



Mağaza içerisinde herhangi bir köşede bütün ürünleri sergileyerek işin kolayına kaçmak varken böylesi bir yaklaşım sergilemeleri, marka Celal Birsen olduğundan beni fazla şaşırtmadı. Mağaza içi iletişim öğeleri kullanılmıyor, ancak standların iki üç tanesini atlasanız bile ilgili olduğunuz reyondaki ürünlere bakarken ilginizi çekebilecek başka bir stand karşınıza çıkıyor.



Bilinirlik ve prestij açısından mağazaya kesinlikle evet, ama satış için department store'larda bu şekilde yayılmak Celal Birsen mağazası açmaktan daha etkili olmalı.

28 Ekim 2007 Pazar

Farklılaşma diyoruz, ama...

Farklılaşayım derken dünyadan kopanları da görebiliyoruz.



Bir toplu konut firmasının yerleşimi için bastırdığı katalog. Aynı konut firması farklılaştırılmış konseptleri ile öne çıkmaya çalışıyor, bunun gibi Türk insanına yabancı bir kaç konsepti daha var. Aslında konutlar için denebilecek pek fazla bir şey yok, gayet güzel görünüyorlar, ancak bizim insanımız bunları sevmez.

Hedef kitle elbette ki A+ insanlar. Kaç tane A+ insanı oraya toplamayı düşünüyorlar? Bilmiyorum. "En avrupai yerleşim" olarak lanse ediliyor. Ben daha Türkiye'de yaşayan Avrupalı diyebileceğim bir insan görmedim, görsem de "Merhaba" deyince "What?" cevabını alırım. Bayağı zorlama olmuş, dolayısıyla dünyadan kopmuş.

Şu "... Cumhuriyeti" muhabbeti zaten iyice zıvanadan çıktı. Her aklına esen cumhuriyet kuruyor, farklılaşayım derken kendilerinden geçiyorlar, dünyadan kopuyorlar. Şu kataloğun tasladığı üstünlüğe, sunduğu vaade bakar mısınız? Bayağı saçmalamışlar.
Aklı başında marka yöneticileri ve iletişimcilerin, bu yolunu kaybetmiş markaları ellerinden tutup dünyaya geri döndürmeleri gerekiyor...