sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2008 Perşembe

Avanak Kuzenler, Super Ajan K9... Ne yapmalı?

Bu filmler (ve silsilesi) için bir kategori icat ettim; Ulus utandıran.

Çünkü ilk düşündüğüm, bu filmlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında başka topraklarda birileri tarafından izlenebilme olasılığı oluyor. Ve yapılan işe nasıl güldüklerini hayal ediyorum...

Düşük bütçe ve zayıf oyunculuk yeteneği göz önüne alınarak, drama ve komedi türü arasında sıkışmış durumdayız. Çok başarılı drama filmlerine imza atabilecekken, yapımcılar komedi filmlerinin daha geniş kitlelere hitap ettiğini düşünüyor, kar marjını yüksek buluyor olsalar gerek; bu ara komedi filmlerine yüklendiler.

Komik tanımı kişiye göre değişiyor elbette. Ancak bu filmler komediden çok, absürd...

Bu kadar sinema yeter, çok kısa iletişime bakalım...

Gördüğüm kadarıyla iki film de geleneksel mecralarda (TV, Gazete, Sinema, Outdoor) aktif haldeler. Ancak interaktif mecralarda izlerine rastlamak neredeyse imkansız.

Avanak Kuzenler'in bir web sitesi dahi yok (sanırım tescil etmekte geç kalınmış ve uyanığın biri de siteyi kapmış).
Süper Ajan K9 en azından bir web sitesine sahip, ancak başka bir online platformda sesi soluğu çıkmıyor.

İnteraktif mecrada fazla yer almama kararı kısmen doğru olabilir.
Ancak iyi bir SEO şart!
Neden?

Filmi merak eden siteye girip bakacak, hatta filmi izleyecektir. Ancak web'de, bu iki filmi bırakın izlemeyi, afişlerini dahi görmeye tahammül edemeyen, fırsatını bulduğunda olumsuz yorum yapacak bir kitle hazır beklemekte.
Bu kitle ile etkileşime girme çalışmaları faydadan çok zarar getirir.
Dolayısıyla web, gişe kaygısıyla olumlu her türlü rüzgara ihtiyacı olan bu filmler için gerçekten tehlikeli bir mecra.

Bu durumda iyi bir SEO ile (gerekirse filmin yayın süresince Google AdWords desteğiyle) film ile alakalı ve olumsuz yorumlardan arındırılmış arama sonuçlarına ihtiyaçları var.

Platform seçimi konusunda tuzağa düşen Avanak Kuzenler olmuş, Ekşi Sözlüğe bir tema çalışması hazırlamışlar ve kendi paylarını, geçmişte tema yapmış her antipatik markanın aldığı kadar almışlar.
Zaten web sitesi ve SEO'ı olmayan zayıf bir film için sözlüğe tema yaparak son derece olumsuz yorumlara davetiye çıkarılması akıl alır değil.
Doğrusu çok eğlenceli yorumlar var.

İletişimin bu kadar körlemesine yapılması, bütçelerinin bu kadar bilinçsizce harcanması bana doğal olarak filmlerin yapımına, oyunculuğuna, kalitesine ne kadar özen ve ciddiyet gösterildiği hakkında da yeteri kadar fikir veriyor.

Elbette iletişimcileri bilmeden yargılamamak lazım, (kabul edilemez de olsa) ellerindeki ürüne inanmayan, ama başka çalışmalarda harikalar yaratmış bir ekibin işi de olabilir...

Ancak şunu kabul etmek gerekir; sinemada en son Batman: The Dark Knight'ı izleyen insanları salona sokmak için malesef harika iletişimden fazlasına (kaliteli bir ürüne) ihtiyaç var.

10 Eylül 2007 Pazartesi

Mola sonrası

Ekim'de çalışmaya başlayacağımdan bu ara biraz fazlaca geziyorum. Cuma günü Fenerbahçe, Cumartesi Polonezköy ve Silivri, Pazar günü de Göztepe derken herşeyden 2 gün uzak kaldım, hiç online olmadım ve cep telefonum da kapalıydı. Herkese tavsiye ederim, çok iyi geliyor.

Biraz WOMM yapacağım...


Michael Moore'un Sicko'sunu en sonunda izledim. Michael Moore ile tanıştıysanız zaten izlersiniz, henüz kendisini tanımıyorsanız Sicko'yu ve diğer belgesel filmleri olan Bowling for Columbine ve Fahrenheit 9/11'ı izlemenizi öneririm. Sicko'da, Moore'un diğer belgesel filmleri gibi son derece başarılı ve karnınıza yumruk etkisi yaratıyor. Ben filmi izlerken "Biz nerede yaşıyoruz yahu?" dedim.

Geçenlerde The Simpsons'tan bahsetmiştim, madem yeri geldi onu da yazayım. İzledim ve dizi kadar eğlendirmedi. Halbuki South Park: Bigger, Longer and Uncut'ta öyle olmamıştı. Demek ki The Simposons uzun metrajda olmuyormuş. Şöyle de bir kare var filmin başında, çok hoşuma gitti.


Jean Christophe Grangé'nin Şeytan Yemini adlı son kitabını okuyorum bir süredir. Bir süre önce ön sipariş verip almıştım ancak bir türlü kendimi verememiştim. Kurtlar İmparatorluğu ve Taş Meclisi hariç yazdığı diğer romanları sevdim. Bu da yavan gelmişti ancak bir süre sonra iyi kaptırıyorsunuz. Bilmiyorum, konuşmak için henüz erken, kitabın sonunda saçmalarsa söylediklerimi yutmak zorunda kalırım diye bir şey demiyorum. Bunu yaparken evde benim tarafımdan okunmayı bekleyen çeşitli konu başlıkları altında 22 kitabın daha olduğunu gördüm. Aralarında ilgi çekici olanları var, okudukça burada paylaşmayı düşünüyorum.

Bu aralar Sertab Erener'in Sertab Goes to the Club albümüne sardım. Harika. Uzun zamandır bu kadar keyifle dinlediğim albüm hatırlamıyorum. Dinlemediyseniz şiddetle tavsiye ederim. Club tarzını sevmem diyorsanız bile bunu denemenizi öneriyorum. Bu kadın gerçekten kaliteli müzik yapıyor.

Şu tasarım haftası etkinliğini ziyaret etmek istedim, ancak haftalar öncesinden Polonezköy programımız olduğundan ve iptal de edemediğimden gidemedim. Giden varsa görsellerle destekli benimle paylaşırsa çok mutlu olurum.

Pazar günü ise Göztepe'de Antepliler günü olacak dedi Zafer, gittik baktık ki korkunç bir organizasyon. Arabistan'daki ya da Ukrayna'daki pazar yerlerini anımsattı bana. Çok fazla duramadık, oldukça kötüydü. Nasıl göründüğüne dair ipucu hemen aşağıda.






Şöyle bir Ariel outdoor uygulaması varmış Cadde'de.
Bu cam kafes içerisindeki Ariel deterjanın üstüne sabun köpükleri dökülüyor, sağa sola uçuşuyormuş.
Bu sefer bizzat görmedim, ancak aynı şeyi 3 sene önce Hayat Kimya sıvı ve katı sabun ürünleri için vapur iskelelerinin içinde yapmıştı
, oradan nasıl bir
şey olduğunu tahmin edebiliyorum.
Görüntü cep telefonuyla çekildiğinden görüntü pek temiz değil, üzgünüm. Yakından oldukça şirin göründüğünden eminim.

7 Ağustos 2007 Salı

Büyük seçim Mc Menüsü

"Mc Donald's kapılarını 05'te açacak" haberini gazetede görmüştüm. Ama ilgimi çeken kısmı haberin detayları oldu.

Bizim de her köşe başında büfelerimiz ve cafelerimiz var. Kimisi kendi çapında markalar, ama neden ulusallaşamadıklarını düşünürdüm.
Çünkü menülerine baktığınızda herşey vardır ve bununla övünürler. Daha fazla satmak için daha fazla ürün menüye tıkıştırılır, komplike menüler yaratılır. Aynı şeyi son yıllarda Mc Donald's ta yapıyor ve menülerine tavuk, salata, vejetaryen burgerler, dondurma gibi alakasız kalemler (şimdi de tahıl ürünleri ve meyveler!) ekli
yor. Kendi tabirleriyle menülerini "Super Size" ediyorlar.

Bazı sorularım var, ve cevabı tek;
Mc Donald's'ın uzmanlığı ne? Mc Donald's'ın en iyi yaptığı şey nedir? İnsanlar Mc Donald's'a ne yemeye gider? Mc Donald's denince akla ilk gelen ürün nedir?

-Hamburger ve türevleri (Cheeseburger, Big Mac vs.)

Ben tavuk yemek istediğimde Kentucky'e, pizza istediğimde Pizza Hut'a, dondurma istediğimde Ali Usta'ya giderim. Kahvaltı etmek istediğimde de, simitçilerden birinde çay-poğaça-simit üçlemesiyle kahvaltı edeceğim.


Yeni hammaddenin üretimi ve satın alımı, işlenmesi, dağıtımı, istiflenmesi, servisi derken, maliyetler artıyor. Büyük çoğunluk hamburger için geldiğinden, menüdeki yeni ürünlerin satışı var-yok arası oluyor ve bu yüzden zarar ediliyor.

Mc Donald's bu konuda çok zarar etti, ama halen niye ısrar ediyor? Yalnızca Mc Donald's değil, hemen her restoran zinciri aynı hataya düşmekte. Pizza Hut'ın menüsünde tavuk kanadı görebiliriz örneğin.

Kendilerini sıradan restoranlardan-cafelerden bu denli farklılaştıran ve marka imajlarını uzmanlıklarıyla inşa eden bu şirketlerin, geldikleri noktalarda böyle yanlış atılımlar yapmalarını
hayretle izliyorum.


Hazır konu açılmışken bir de konu dışı hatırlatma yapayım, Cnbc-e'de bu akşam çok
eğlenceli bir belgesel-film var; Super Size Me.
Filmin claim'i "Yemek yeme alışkanlıklarınızı sonsuza dek değiştirecek!". Bu belgesel bende gerçekten etki yarattı, izlemenizi tavsiye ederim.

4 Ağustos 2007 Cumartesi

The Simpsons Movie


Aslında Simpson'ların hayranı değilim. Ama CNBC-E'de rastladığımda da kaçırmam. Eh, bu kıtlıkta da gidilesi daha iyi bir film olmadığından vizyona girdiği hafta deneyelim dedik, ancak bulunduğumuz yere en yakın sinemada altyazılı gösterim olmayınca vazgeçtik. Günler geçti, yine aklıma Simpson'lar geldi. Elime gazeteyi alıp bir baktım ki altyazılı gösterimin yalnızca tek sinemada olduğunu gördüm.

Ne büyük saçmalıktır ki, İstanbul'da Kanyon haricinde başka sinemalarda altya
zılı gösterimi yok. The Simpsons'ı sıradan bir "çizgi film" olarak konumlandırıp (ya da algılayıp), hedef kitleyi 6-15 yaş çocuk grubu olarak belirleyerek hemen her sinemada Türkçe dublajlı yayınlamak nasıl bir mantıktır ben anlayamadım.

Hadi, oldu da filmi getiren şirket ve çalışanları Simpson'lardan bi haber, dağıtım yapılırken etraflarında kimse çıkıp ta "yahu bunu Türkçe gösterime sokarsanız hem filmin bütünlüğünü bozar hem de gişe hasılatına sekte vurursunuz" demedi mi?

Ben şaşırdım kaldım doğrusu. Türkçe fragmanı izledim ve seslendirmeyi hiç beğenmedim. Sırf Homer'ı Türkçe dublajlı olarak duymak istemediğimden bu filme gitmiyorum. Kalkıp Kanyon'a da gitmeyeceğim için DVD'sini beklemek en mantıklısı olacak.




Bu arada, yurt dışında film için sinemalarda yapılan uygulamaları çok beğendim. Buralarda ise hiç bir şey göremedim, ama Türkçe dublaj diye kaş yapayım derken göz çıkartan bir şirketten bunu beklemek fazla olur gibi...

9 Temmuz 2007 Pazartesi

Transformers, more than meets the eye

Transformers haftasonumu eğlenceli kılan unsurlardan biriydi. Çok eğlenceli ve çok güzel bir film. Bence beklenenden fazlasını verdi. Tabi bunda çocukluğumuzun çizgi filmi olmasından dolayı büyük bir hatırı ve robot-insan savaşı hikayeleri içerisinde en yaratıcı bulduğum senaryolardan biri olmasının da payı var elbette.

Kocaman USA bayrakları göreceğimiz ve bol bol başkanlık propogandası dinleyeceğ
imizi düşünürken filmde bunlara rastlamamak, hatta kimi yerlerde (ciddi bir tehdit varken başkanın kayıtsızca uzanıp asistandan brownie istemesi, filmin cast kısmında da bayan Witwicky'nin "burası Amerika, uzaylı robotlarla temas olsa hükümetimiz bunu bizden saklamazdı gibi) ince göndermeler görmek çok hoştu. Autobot'ların lideri Optimus Prime perdede göründüğünde sinemadaki herkesin içinin kıpır kıpır olduğu açıktı =) Salondaki herkesle birlikte çocukluğumuza geri döndük.

Filmi izlerken bir yandan da sahnelere yerleştirilen ürün reklamlarının sayısını hatırlamaya çalıştım ancak en sonunda kafamı bununla meşgul etmeyip izlemeye karar verdim. Gerçekten de Transformers'ta oldukça fazla -ve bence başarılı uygulanmış- ürün yerleştirme vardı. Kaçırdıklarım ve unuttuklarım elbette vardır, gözüme çarpanlardan hatırladığım bazıları önem sırasına göre;
-Panasonic SD kart
-Hewlett Packard
-
Nokia (N serisinden olduğunu sandığım) bir telefon
-eBay (hem görsel hem işitsel hem de çeşitli sefer)
-ve en büyük reklamı yaptığı iddia edilen General Motors

Ben filmin büyüsüne kapıldığımdan, "Bumblebee" hariç (ki onun da küçük sarı Volkswagen beetle olması gerekiyordu) dönüşen arabaların markalarına hiç dikkat etmedim. Ancak filmdeki araçların General Motors markalarına ait oldukları söyleniyor. Hatta bazı iddialar o kadar ileri gidiyor ki Transformers filmini kocaman bir General Motors reklamı olarak nitelendirip, ürün yerleştirme stratejisinin en agresif şeklinin uygulandığı vurgulanıyor. İlgilenenler için orijinal makale burada.


Film de bu kadar revaçtayken yapılacak en akıllıca şey, elbette ki filmin kendisinden de meşhur olan Transformers figürlerini stoklarda tutmak olacaktı. Ancak ben ne ToyzShop'larda ne de Toys"R"Us'larda Transformers'lara rastlayamadım. Virtinlerdeki Transformers görsellerine ve showcard'larına rağmen hiç figür göremememin nedenini tedarik yönetimindeki zamanlama hatası sandım ancak web sitelerinde de Transformers'la ilgili bir şey göremedim. Herhalde pek önem vermediler, ancak büyük fırsatı kaçırdılar gibime geliyor, zira o an ben bile kendime "Jazz", "Ironhide" ya da "Optimus Prime" alabilirdim.


Transformers üzerine konuşulacak çok şey var, ama gidip görmeniz daha iyi olur. Orijinal çizgi film cingıl'ında da söylendiği gibi, kesinlikle görünenden fazlası var (more than meets the eye). Şu an daha iyisi yok, bir süre de gelmeyeceği aşikar. Şimdiden iyi eğlenceler!