23 Ocak 2008 Çarşamba

Selpak Sensitive


Çok küçük bir fikirden,
çok büyük bir buluş olabilecek ürün.

Bu mevsimde nezle olan herkesin burnu silinmekten tahriş olur. Sonrasında buruna sürülen kremlerle idare edilir, silinir, tekrar krem sürülür ve iyileşene kadar böyle sürer.

Sorun; Nezle sırasında burun silmeden oluşan tahriş.
Hedef; Nezleye-Gribe yakalanmış, burnunu sık silen insanlar.
Çözüm; Tahrişi önleyecek, losyonlu, hassas bir mendil.


Özellikle nezle için icat edilmiş bu ürünü bulamadım, dolayısıyla henüz deneyemedim, ama içeriğindeki E vitaminli losyonla tahrişe kesinlikle sebep olmadığı iddia ediliyor.

Bu ürün vaat ettiklerini yerine getirir de tutarsa kategorideki en fonksiyonel ve yenilikçi ürün olacağa benziyor. Geç kalan lansmanın ve yetersiz dağıtımın kurbanı olmasın yeter.
Büyük başarılar hep basit fikirlerden ortaya çıkmıyor mu zaten?

20 Ocak 2008 Pazar

Youtube yine kapatıldı


Bizi rahatsız eden şeyleri yok saymak ve kafamızı başka yöne çevirmek çözüm mü?
Diplomaside bu kadar geride miyiz?
Bu yasak kime?

Not: Dünyada benzer uygulamayı yapan tek ülke İran.

16 Ocak 2008 Çarşamba

TFF reklam filmi

Haluk Ulusoy desteğe çağırıyor. Milli takımdan çok kendisi için sanırım...



EURO 2008'e daha 6 ay varken bu ne desteği oluyor?

14 Ocak 2008 Pazartesi

Meatball Sundae


Seth Godin der ki; “Meatball Sundae” diye adlandırdığı durum, iki harika fikrin birleştirilmesinden korkunç sonuçlar almaktır. “İzmir Köfte” ile “Frappucino”nun birlikte güzel gitmemesi gibi.

Organizasyon yapısı İzmir Köfte gibi geleneksel ise ve uygulanacak bazı iletişim stratejileri Frappucino gibi modern ve trendy olacaksa, bu demek oluyor ki iletişime harcanan paramızı çarçur ediyoruz, zira tüketicilerimize bekleneni sunamadığımız gibi, istediğimiz kitleyi de kendimize çekemiyoruz.

Gerçek vaka analizi; Marka danışmanlığı yaptığım sırada eski çalışma arkadaşlarımla muhafazakar bir inşaat firması için çalıştık. Bizden farklı ve alışılmışın çok dışında kreatif çalışmalar istediler; internet, outdoor, in-store, doğrudan pazarlama ve gazete/dergi ATL çalışmaları hazırlandı.

Sunum yapıldı, çalışmalar beğenildi. Ajansa ve prodüksiyonlara paralar ödendi, medya satın alması yapıldı.
Tam düğmeye basılacakken çalışmalara organizasyon içerisinden müdahale edildi ve planlanan çalışmalar yerine bizden gizli yaptırdıkları, içlerine daha çok sinen “geleneksel” ilanlar yayınlandı...
Ben neticeyi göremedim, dolayısıyla daha fazla yorumda bulunmayacağım. Ancak şirket ajansa ve diğer üçüncü şahıslara bir sürü para döktü. Bunun nedeni de farklılaşmaya hazır bir kültürlerinin olmamasıydı.

Kim bilir, belki ilanlar yayına girseydi gerçekten “Meatball Sundae” olacaklar, hem tüketici, iletişim esnasındaki yaklaşımdan farklı bir yaklaşım görünce hayal kırıklığı yaşayacak, hem de firma, yapılması planlanan radikal iletişim harcamalarının meyvesini toplayamayacaktı...
Seth Godin'in Meatball Sundae'sinden altı çizilecek cümleler...

10 Ocak 2008 Perşembe

Politik Tüketici kimdir?

Tüketeceği ürünleri seçerken, üretici firmaların, başta çevresel duyarlılık, politik (ve hatta ideolojik) tutumlarını göz önünde bulunduran, "bilinçli tüketici" tanımının da ötesindeki tüketici grubu.

Şahsi görüşüm; Mevcut dünya düzeninde varlıklarına inanmadığım, en uygun ifadeyle, şekilci yaklaşım sergileyen tüketiciler.

Neden böyle düşünüyorum açıklayım. Son zamanlarda ülkemiz inanılmaz bir kutuplaşma yaşıyor. Bu kutuplaşmada ikon haline gelmiş bazı sermaye grupları da mevcudiyetlerini adeta savundukları ideolojilerin neferleri gibi haykırmakta sakınca görmüyorlar.

Tüketici ne yapıyor? Her şeyin farkında. Kimisinin işine geliyor, -benim de içinde bulunduğum- büyük çoğunluk umursamıyor, kimisi de avaz avaz bağırıyor; "Bu ürünleri almayın!" diye. İşte politik tüketici dediğimiz kavram tam da burada ortaya çıkıyor.

Herkesin çevresinde belli şirketlerin ürünlerini tüketmeyen insanlar vardır.

En sevdiğim insanlardan birisi, bu şirketlerin en popülerlerinden birinin ürünlerini kesinlikle tüketmiyor, alanlara aldırmıyor.

Öte yandan, kendisine neden yabancı menşeili bir gazlı içeceği içtiğini, bir zamanlar toplumsal boyutta kısa vadeli boykot ettiğimiz bir ülkenin gıda markasının ürünlerini tüketmesini, yine aynı ülke menşeili alışveriş merkezinden alışveriş yapmasını, ev temizliği ve kişisel bakım ürünlerinde neden küresel bir şirketin markalarını tercih ettiğini soruyorum, ama cevap beni tatmin etmiyor;

-Onlar ayrı.

Politik olunacaksa benim cevabım şöyle olacaktır; Hayır, değiller!

Zira içtiği gazlı içeceğin terör örgütlerine finansman sağladığı, tercih ettiği alışveriş merkezinin Afrika'dan ucuza işçi getirterek ne şartlarla çalıştırdığı, ev temizliği ve kişisel bakım ürünleri sağlayan firmanın da pazarlarını genişletmek amacıyla hangi ülkelerle ne gibi ilişkiler içerisinde olduğunu ve çevresel duyarlılıklarını herkes biliyor.
Ama herkes işine geldiği gibi davranıyor!

Kaç çocuk piyasada istediği çikolatayı bulamazsa ideolojik nedenlerle ötekinden uzak durur?
Kaç kadın, normalde kullandığı bebek bezini piyasada bulamazsa ötekini almak yerine çocuğunun altına bez bağlar?
Kaç baba Pazar günü eve yapacağı alışverişin daha pahalı olacağını, trafiğin ve yolun zaman kaybettireceğini bile bile 20km ötedeki başka bir alışveriş merkezini ideolojik sebeplerden dolayı tercih eder?
Örnekleri çoğaltabiliriz...

Kimse alınmasın ancak Politik Tüketici, naçiz fikrimce, arz fazlasından dolayı şımarmış tüketicidir.

Tepkiler tutarlı ve makul nedenlerle yapılırsa anlam kazanır. Bugün Facebook'ta 38bin'i aşkın üyesi olan bir Politik Tüketici grubu gördüğümde, grubu kurucularından birinin BAT'de (British American Tobacco) çalışan bir birey olduğunu görüyorum ve bıyık altından gülüyorum.

Cumhuriyet misyonerliğini tercihe ve alım gücüne dayalı bir tepkiye indirgeyecek kadar küçümsemeleri ve bunu yapan insanların ülkemize zehir satan, bunu da gururla lanse eden insanlar olmaları bana müthiş bir karamizah anlayışına sahip olduklarını gösteriyor.

En acı tarafı ise 38bin -göreceli olarak- kentli, okumuş, belli kültürel birikim sahibi insanın çıkıp "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?" dememiş olması.

Siz de politik bir tüketici olduğunu düşünenlerden misiniz? O zaman kaldırın kafanızı, politik tüketici olarak yaşamaya çalışırken düşen standartlarınıza ne kadar fazla tahammül edebiliyorsunuz...

7 Ocak 2008 Pazartesi

Kitchen, chicken... Aynı şey!

Geçen seneki Hoteq 2007 otelcilik fuarından bir fotoğraf. Firmanın sloganı aslında "Architect of Your Kitchen".





Üşengeçlik mi, dikkatsizlik mi, umursamazlık mı bilemiyorum. Yine de iyimser yaklaşıp "Kimsenin dikkatini çekmemiş, farkedenler de firmayı üzmemek için söylememişlerdir" diyerek konuyu yoruma açık şekilde bırakıyorum!

2 Ocak 2008 Çarşamba

Diva ve Boya

Düşünün bir; Boya üreticisisiniz ve piyasada mevcut bulunan boya markanıza bir yüz seçeceksiniz. Kimi seçerdiniz?

Polisan, nam-ı diğer "Gülen Boya", 300 bin YTL karşılığında Ajda Pekkan'ı marka yüzü olarak seçmiş.

Boyanın satın alma tercihini ustaların yaptığını düşünürsek Ajda Pekkan ile yola devam etmenin ne denli mantıklı olabileceğini sorgulayabiliriz. Etkili olur-olmaz, orası gerçekten meçhul. Ben etkili olacağını pek sanmıyorum, ama Polisan bunu denemeye değer bulmuş ki böyle bir meblağa göz yummuş.

Polisan'ın önceki ödüllü reklamlarını biliyoruz, dolayısıyla bunda da ön yargılı olmamak lazım;




Böylesi başarılı ve sofistike bir reklama sahip başka boya markası ben bilmiyorum. Fakat yine de beni esas düşündüren, ürün-celebrity arasındaki ilişki oldu. Ajda ve Boya. Çok komik ve gülünç geldi bana.

Benden de bir alternatif olsun, hatta belki daha az maliyetli ve daha sıcak bir yüz bile olabilir; Aysel Gürel !

30 Aralık 2007 Pazar

En içten dileklerimle...

2007 size ne getirdi bilemiyorum, ama benim için bir geçiş yılıydı. Askerlik, tatil, iş arama derken bütün süreçleri tamamlayıp yeni bir yıla başlıyorum.

Blog yazmaya çok kısa bir süre öncesinde başladım. 6 ayda bir sürü insanı tanıdım, kiminizle bazı etkinliklerde yüz yüze görüşme imkanı buldum, kiminizle henüz bulamadım, belki de hiç bulamayacağım ancak yine de sizi tanıyabildiğim için çok memnunum.

Aylık ortalama 22 olan yazı giriş miktarımın, yeni işimin verdiği heyecanla git gide düştüğünü görebiliyorum. Yazma aralığımı tam kestiremesem de Aralık ila Kasım aylarının oranında olacağını zannediyorum.

Yeni yılda blog içeriği için esinlendiğim bir kaç farklı fikrim var. Onlar dışında, reklam yerleştirmeyeceğim, tasarımda değişiklik yapmayacağım, domain ile uğraşacak vaktim olmadığından almıyorum, bir de facebook grubu var, onu ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Çoğunluğu olumlu olmak üzere bir çok geri bildirim aldım, eksiklerimi giderdim, hatalarımı düzelttim, bilmediklerimi öğrendim... Katkılarınız için teşekkür ederim.

Yeni yılın hepinize sağlık, mutluluk, sevgi, başarı, huzur ve bol kazanç getirmesini, uzaklardaki sevdiklerinize, hayallerinize ve isteklerinize ulaştırmasını umuyorum.
Mutlu yıllar!

27 Aralık 2007 Perşembe

Bireysel Gerilla

Beşiktaş'ta bulunan, benim gördüğüm en orijinal ders ilanlarından biri.


Bir sürü enstrüman dersi ilanı görürüz, dikkatimizi bile çekmez, anlamsız kağıt parçalarından başka bir imgelem oluşturmaz değil mi? Bu, kesinlikle kafayı çevirtip "Bu da neymiş?" dedirtiyor.

24 Aralık 2007 Pazartesi

Hareket güzel, sesleniş kime?

Göze, son zamanlarda radyo spotu olarak benim de dikkatimi çeken "Conta Hareketi"nin TV uyarlaması hakkında yazmış;

"'Başkan' kelimesini de duyunca "ne kadar cesur olmuş", diye düşündüm. Sadece "şehrin su boruları yenilensin, çocuklarımız susuz kalmasın" demeyi de tercih edebilirlerdi."

Kampanya çok anlamlı, çok beğendim. Ancak benim dikkatimi çeken de mesajın kitlesi olan "Genç Anneler" oldu.
Şu "Genç"in biraz açılması lazım da... Ona değinmeyeceğim.
Peki hedef neden "Genç Anneler"?
Yaşlı olanları için fazla kafa karıştırıcı ve yorucu olur diye mi düşündüler?
Yoksa "dünyevi işler"
konusunda yaşlı anneleri gençlere göre daha mı duyarsız buluyorlar?

Ben bilemedim. Cevabı olan?

Ek olarak, web sitesine göz attığımda gördüm ki "Ancak elbette kampanyamız genç annelerle sınırlı değil" gibi bir bilgilendirme cümlesi de mevcut. Gel de çık işin içinden.

23 Aralık 2007 Pazar

Detaylar şirketleri bile ele verebilir!

Normalde İş Bankası'yla değil çalışmak, yakınından bile geçmem! Bana hep işini sevmeyen, hantal bir banka imajı verdiği içindir bu.
Geçenlerde, işyerim çalıştığı için mecburen kendime bir İş Bankası hesabı açmak zorunda kaldım...
Kullanılamaz haldeki telefon bankacılığı hizmetinden vazgeçtim ve interaktif işlemler için şifremi kendi kendime banka ATM'sinde oluşturduktan sonra yeni açtığım hesabımdaki her kuruşu kendi bankamın hesabına yönlendirmek istedim ve İş Bankası'nın web sitesine girdim.

Sayfa açıldı. Biraz bekledim, bekleyişim ekrana boş boş bakmaya döndü. Ancak hiç bir şey olmadı.

http://www.isbank.com/ adresine girin, ne demek istediğimi anlarsınız.

Şimdi İş Bankası'na soruyorum, bu sayfayı açan müşterileri http://www.isbank.com.tr/ adresine otomatik olarak yönlendirmek;
-Teknik kabiliyetinizin ötesinde miydi?
-Değildi de çok mu zor geldi?
-Devlet dairesi mantığıyla "Kullanıcılar adres çubuğunun sonuna .tr yazarlar, olur biter" mi dediniz?
-Yoksa hiç mi aklınıza gelmedi?

"Ufak bir detay" denebilir, ancak bu safhaya gelene kadar hizmette yaşadığım olumsuzluklar ve bürokratik bekleyişler, ek olarak telefon bankacılığı hizmetinin yetersizlikten öte bir durumda olması zaten bankanın iş bitiricilik ve hizmet konusunda ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor.

Bu tip detaylara önem vermeyen bir firmanın ürününün/hizmetinin bana göre olmadığını bir kez daha anladım. Şahsi düşüncem, bu detayların, firmanın satın alma sonrası size karşı takınacağı genel tavrın da çok net bir göstergesi olduğudur.

18 Aralık 2007 Salı

Sosyal sorumluluk, kime karşı?

Bunu iyi anlamak lazım.


Hedef kitleniz kim? Sosyal sorumluluk konseptini anlamış insanlar mı? Eğer değilse, boşverin gitsin!

Indragandi sürekli olarak takip ettiğim sitelerden biri. Üye değilim ve ürün de almadım, ancak yine de siteye 2-3 günde bir göz atarım. Dün listelenen ürüne bakınca aklımdan geçirdiğim ilk şey bu ürüne karşı "site müdavimleri"nden gelecek tepkiler oldu. Şöyle diyordu indragandi;


"Bugün indragandi de; tüm dünyada meme kanseri konusunda bilinç oluşturmayı ve erken teşhis olanaklarını kadınların hizmetine sunmayı hedefleyen FTBC (Fashion Targets Breast Cancer) sosyal sorumluluk projesini destekleme günü..."


Açık ve net bir giriş cümlesinin ardından projenin amacı anlatılmış ve elde edilen gelirin Türk Meme Vakfı'na bağışlanacağını ve makbuz yollanacağı anlatılmış.


Eğer böyle bir kitleyle iletişim kurmaya çalışıyorsanız, asgari düzeyde duygusal, azami düzeyde rasyonel olmanız gerekiyor. Çünkü ucuza teknoloji almak dışında başka hiç bir şey umurlarında değil!

Neyse ki, yorumlara tepkisini gösteren bazı üyeler olmuş. Eminim ki indragandi'nin bu jesti onların gözündeki değerlerini yükseltmiştir. Zaten "istenen müşteri", daha ucuzunu bulunca terkeden cinsten olanlar olmuyor. Bu müşteri profili de kendi kendine değil, şirket başarılarıyla oluşuyor.

Böyle cesur bir yaklaşım ve duyarlılık sergiledikleri için indragandi'yi tebrik etmek lazım!

16 Aralık 2007 Pazar

Sokaklardaki gerillalar, graffiticiler!

Güzel artwork, değil mi?


Erenköy'de bir manavın hemen yanındaki bu duvarı "freelance" dolaşan graffiticiler yapmış olsa gerek. Çok merak etmeme rağmen uygun durumda olmadığımdan manavın kendisine gidip gerçek hikayeyi öğrenemedim, ancak benim senaryomda mahallenin gençleri, manav amcalarının yanında duran boş duvarı hem kendilerine hobi olacak, hem de manav amcalarına yarayacak şekilde değerlendirmek istemişler ve olaylar gelişmiştir.

İzni alındıktan sonra bu duvarlar bedava mecra. Yapılan iş bu denli renkli ve eğlenceli olunca dikkat te çekiyor. Sıradan bir manav bile olsa. Bir de şehrin belli yerlerinde kendi markanız için olduğunu düşünün!

Pazarlama iletişimcileri, sprey boyaları seven ve bolca boş vakti olan bu graffiticileri -elbette ki sağlam briefler doğrultusunda- kendileri için kullanabilir. Hem de çok az miktarda nakit (ya da hediye) ve bir kaç kutu sprey boya ile!
Ancak, brief çok önemli, zira eline boya verdiğiniz çocuklar gidip te bir caminin ya da yasak bir yerin duvarını boyarlarsa, kaş yapayım derken göz çıkarabilirsiniz!

Spor giyim firmaları, GSM operatörlerinin alt markaları ve bazı hızlı tüketim ürünleri markaları için bence çok uygun.

11 Aralık 2007 Salı

Efe Rakı Advergame

Efe Rakı "Çal Oynasın" isimli bir advergame hazırlamış. Şu anda hatırlayamadığım ancak MSN Messenger pencerelerimden birinin hemen altındaki metne tıklayarak giriş yaptığım sitede ilk dikkati çeken unsur elbette ki +18 uyarısı oluyor.


İster klavye aracılığıyla isterse de mikrofon yardımıyla (el çırparak) oynanan oyunun mantığı şöyle, bir dansöz müzik eşliğinde oynamaya başlıyor, bu esnada alttan geçen baloncuklar ekranın alt ortasında bulunan dairenin içine girince space tuşu ile (ya da mikrofon desteğiyle oynanıyorsa el çırparak patlatılıyor) ve bu sayede ritim tutuluyor. Bölümleri geçip sona gelene de özel bir sürpriz varmış!

Belki interaktifçiler bana kızacaktır, fakat genel konuşmak gerekirse ben advergame olayının (uyarlanmadığı müddetçe) firmalar için büyük maliyet olduğunu düşünüyorum. Çünkü büyük bütçelerle ortaya çıkarılan -bilgisayar oyunlarına göre- çok basit işler tüketicide oynanabilirlik hissi yaratmıyor. Bir de "Login" olunup oynananları var ki, oraya hiç girmeyeceğim. Kısa süreli ilgi uyandırabiliyorlar, fakat çoğu zaman ayrılan bütçeye değmeyen örnekleri görmekteyiz.

Bence bu seferki ezberi bozmuş.
Fazla dikkat istemiyor, mantık basit, görsel anlamda erkeğe hitap ediyor, kısa süreli, sıkmayan, erkeklerin birbirine anlatabileceği cinsten bir advergame olmuş. Bu denli dinamik bir yapı, Rakı tüketen kitle için uygun diyebiliriz. Bu sefer değmiş gibi.

5 Aralık 2007 Çarşamba

Mitsubishi L200 4x4 Outdoor

Marketing Türkiye'ye habere çıkacak kadar güzel, ya da anlatıldığı gibi bir şeyler ileten bir çalışma mı? Bence hayır.



Bu outdoor uygulama Caddebostan'da McDonald's karşısında ikâmet etmekte. Çok iğreti duruyor bence. Beğenen var mı?