23 Ağustos 2008 Cumartesi

Dünya Web 2.0 Logo Mozaiği

Bu tıklanabilir web 2.0 mozaiği çok hoşuma gitti...



Özellikle yoğun bir şekilde sansüre maruz kaldığımız bugünlerde, bu koca dünyanın karartılmaya çalışılması gerçekten çok... (gerisini siz getirin!)

21 Ağustos 2008 Perşembe

Bir bakkal, iki hikaye

Mahallemizin 40 senelik bir bakkalı vardı.

Supermarketlerin bu kadar yaygın olmadığı dönemde herşey güllük gülistanlıktı onlar için. Daha sonra Beşiktaş'a Tansaş açıldı; o dönemde işleri eskisi gibi iyi gitmedi. Onlar, 1.jenerasyondu.
Onların ardından 2.jenerasyon geldi, fakat 2.jenerasyon, 1.jenerasyon gibi güleryüzlü değildi. Bunun önemli birşey olmadığını düşündüklerinden, ziyaretçilerle bırakın bir bağ kurmayı (bakkal işletmenin esası), selam dahi vermediler ve müşteri kaybettiler.
Bir süre sonra hatalarını anlamış olacaklar ki, tavır değiştirdiler. Ancak, tavır değişikliği kar marjını da beraberinde getirmedi ve ardından zarara dayanamayarak işletmeyi devrettiler.

40 yıllık bakkalımızın işletmesini 2 genç devraldı. Önce güleryüzlü hizmet verdiler, mahalleyle iletişim kurdular, ardından (şansın da yardımıyla) Beşiktaş Tansaş, yerini yeşil alana bıraktı ve Serencebey'deki perakende piyasası yeniden canlandı. Bu gençler, fırsatı görüp değerlendirdiler.

Bu bahsettiğim dükkanın tam karşısında bir başka bakkal var. Senelerce süren ezeli rekabet tam bitti derken karşılarında 2 genci görünce şaşırmış ve paniklemiş olan rakip bakkal, bu gençlerin etnik kökenleri hakkında bir viral çalışma başlattı.
Rakibini kötüleyen hangi işletmenin ayakta kaldığını gördünüz? Bu tip kampanyalar çoğu zaman geri teper.
Bu viral çalışma da geri tepti ve mahalleli, tercihini kendisine her seferinde selam veren, hatrını soran ve güler yüzle karşılayan gençlerden yana kullandı.
Neticede, 40 yıllık bakkalımızın yeni işletmecileri, bu olumsuzluğu da yalnızca kendi lehlerine çevirdiler ve şu an herşey yolunda.

Şimdi bana sorarsanız, pazarda tutunmak şans işi midir yoksa yetenek mi diye, vereceğim cevap; şansın, elinize geçen fırsatları iyi kullanmak olduğu, dolayısıyla (çoğunlukla) yetenek işi olduğunu söylerim.

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Starbucks nasıl kurtulur?

Geleneksel Türk işletmesi; sipariş verdiniz, doğru içecek gelmedi ya da beğenmediniz ve geri yollamak istediniz, alacağınız cevap muhtemelen "Bizde böyle kardeşim, öde parasını kalk git o zaman!" olur.

Starbucks; sipariş esnasında çok beklediniz, (olmaz ya) içecek yanlış geldi, (yine, olmaz ya) çalışanların kaba-hatalı tavırlarına maruz kaldınız ya da herhangi bir olumsuz koşul yaşadınız.
Alacağınız şey bir özür ve genellikle 1 ya da 2 adet bedava içecek kuponu olur.

3.dünya ülkesinde yaşayan siz için artık bu mekan, bir Lovemark'tır.

Peki, ya bu kuponla çözülmeyecek farklı bir sorununuz varsa ve ısrarla kupon ile kandırılmaya çalışıyorsanız?

2 hafta önce Özgür'ün yazdığı yazıya istinaden Starbucks'tan bir cevap geldi ve geçtiğimiz Cuma günü Özgür, Eray, Murat ve ben, Starbucks yetkilileri ile görüşmeye gittik.

Deneyimlerimizi okumanızı öneriyorum. Ardından, Starbucks nasıl kurtulur? üzerine de konuşabiliriz...

Kimbilir, belki bir etki yaratırız ve Starbucks'ın yokluğundan üzüntü duyacak insan sayısı artar...

14 Ağustos 2008 Perşembe

Tüketici olduğumuzu unutmak

Evin bir işini halletmek için bir dükkana giriyorum, ürünlere bakıyor, kararımı veriyor ve satışı yapan arkadaşla eve gelinip ölçü alınacak tarih hakkında karara varmaya çalışıyorum.

"Yarın saat 9 olabilir" diyor, "çünkü yarın Fatih Belediyesi'ne çok yüklü miktarda bir siparişimizi teslim edeceğiz..."

"Vay canına! Demek Fatih Belediyesi'yle çalışıyorsunuz... Çok etkilendim!" demem gerekiyordu sanırım.

Pazarlama iletişimcileri de benzer endorsement'ları kullanırlar, kimi zaman etkilemek, kimi zaman inandırıcı olmak için...
"X kurumunun tercih ettiği marka", ya da "X'lerin tercihi" gibi.


İşletmelerden içeri çalışmak için girdiğimizde tüketici olduğumuzu unutuyoruz ve başka şeylere odaklanıyoruz. Tüketici olarak düşündüğümüzde, kaçımız buna gerçekten önem vererek bir ürün/hizmet tercih ediyoruz?
Şampiyonun mayosunu, diş hekimlerinin kullandığı diş macununu, Fatih Belediyesi'nin stor perdecisi... Size bir şey ifade ediyor mu?

12 Ağustos 2008 Salı

Kurumsal insanlar ve tasarım

Sabah sabah izlediğim bu video hem güldürdü, hem de üzdü beni.
Belki benzer şeyleri zaman zaman yaşadığım içindir...

Dur levhasını büyük bir kurum tasarlasaydı nasıl olurdu? Cevabı aşağıdaki videoda.



http://view.break.com/542649 - Watch more free videos

Yorumsuz paylaşıyorum.

8 Ağustos 2008 Cuma

Vodafone'dan Recep İvedik'li Turkcell'e outdoor golü!



2 ihtimal var;

1-Bu billboard'lar planlı ve bilinçli bir şekilde Vodafone tarafından rezerve edildi, süre dolar dolmaz da uygulama yapıldı.

2-Tamamen şans eseri uygulandı, ya da bir ajans tarafından viral uygulandı ve şu an halen yayılmakta.

Hızlı bir şekilde medya satın almak, billboard rezervasyonunda öne geçmek ve böyle ince düşünerek karşı tarafın onayını "ti"ye almak elbette Vodafone ve üçüncü partileri için bir sorun değildir, ama ben bu görselin ikinci ihtimal doğrultusunda ortaya çıktığına inanıyorum.

Sonuçta, ne olursa olsun, viral taktikler gittikçe eğlenceli bir hale gelmeye başladı.

7 Ağustos 2008 Perşembe

Güç kelimesi; Bedava

Biliyorum, böyle bir zamanınız yok, ama bir dakikanızı ayırıp arka arkaya bu sözcüğü telaffuz edin ve sizde ne çağrıştırdığını düşünün...

Bedava... Bedava... Bedava.
Genelde şöyle yazılır; Bedava!
Hatta; BEDAVA !

Az önce gözüme çarpan bir banner oldu. Diyor ki; "Hediye melodi için dövüş"

Şu "hediye melodi" olayını kavramaya çalışıyorum.
"Biz de kontör istiyoruz!" gibi korkunç prodüksiyonların medya satın almasına inanılmaz paralar döktüklerine göre bu konuda inanılmaz bir tüketici ilgisi ve rant olduğu aşikar.

Ben bana söyleneni yapıp dövüştüm ve bakın karşımdakini ne hale soktum.

Bedava melodi için değer miydi? Bence hayır.
Ancak (oyun bile olsa) aslında, insanlar bedava bir şey için dövüşmeye hazır!

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Güç kelimesi; Berbat

Bazı kelimeleri ben, güç kelimeleri olarak adlandırıyorum. Berbat'ta bunlardan bir tanesi.

Üçüncü partilerinizden biri ya da başka bir kurum, size bir proje sunuyor...
Sunulan projeyi beğenmeme hakkınız her daim olduğu gibi, bunu dilediğiniz gibi ifade etme özgürlüğüne de sahipsiniz.

"Olmamış" olabilir... "Beklediğim gibi değil" olabilir... "Başarısız" olabilir... "Kötü" olabilir... Hatta "I-ıh" bile olabilir...

Peki "berbat" gibi bir kelime için ne diyorsunuz?

Berbat = Çöp
İçinde berbat kelimesinin geçtiği cümlelerin anlamı nedir? Kısaca çöp.

Üzerinde emek harcanmış bir fikre/çalışmaya çöp demek için nasıl bir nedene ihtiyaç duyarsınız?
Sadece meraktan soruyorum!

31 Temmuz 2008 Perşembe

Yarın hayatınızda...


MSN Messenger olmasa...

Microsoft yarından itibaren, neredeyse global bir internet iletişim markası haline gelmiş MSN Messenger hizmetini süresiz olarak durdurma kararı alsa ve serverları kapatsa... Tüm kontaklarınızı yeni bir Internet Messenger hizmetine taşımak zorunda kalsanız ve yeni bir messenger programı kullanmak zorunda olsanız...

Her daim arka planda çalışan ve sizi arkadaşlarınıza bağlayan bu programı özler misiniz? Yoksa umrunuzda olmaz mı?

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Hatırlanmak

Telefon çalıyor ve bir ses "merhaba" diyor, "Eren bey hatırladınız mı geçtiğimiz günlerde görüşmüştük? Ben ..."

"Hayır hatırlayamadım" deyince bozuluyor.

Bu soruyu sorarken kendisini hatırlamamı sağlayacak bir intiba bıraktığından emin gibiydi...

Bunu soran kimse bir iletişimciydi...

Siz böyle sorular soruyor musunuz?

Eğer soruyorsanız, insanlara kendinizi hatırlatacak özel birşey yapıyor olmanız lazım! Giyim-kuşam haricinde, selamlamanız, sohbeti yürütüş şekliniz, kapanış cümleniz, hatta attığınız maillerin sonuna koyduğunuz imzanız bile karakteriniz ve mizacınız hakkında ipucu verebilir.

Her insan hatırlanmak istiyor, ancak bunun için çok azı çaba harcıyor...

25 Temmuz 2008 Cuma

WOMM'un gücü!

Dün, radyoda bir spota denk geliyorum.
Spot değil, tam anlamıyla deklarasyon!

"...İnternet'te dolaşan bu maillerin... Kurumsal itibarımızı zedelemeye yönelik girişimde bulunan şahıslar yargı önünde hesap vermektedirler..."

"Danone" dedim.
Ardından da teyidi geldi; "Danone olarak, bu tip girişimlerin..."


Daha önce, Danone ürünlerinin muhteviyatının, Türk çocuklarının zihinsel gelişimini özellikle engellemeye yönelik geliştirildiği bilgisi bir e-mail ile viral etkiyle yayılmıştı. Gerekli açıklamaların yapılmasına rağmen bu leke üzerlerinde kaldı.

Danone bu algıyı kırabilmek için fabrikaya anneleri davet etmesinin yanında muhtemelen;
-Bir sürü reklam filmi prodüksiyonu yaptı,
-Call center elemanlarının sayısını artırıp ek eğitimler verdi,
-Database'inde bulunan kimselere çeşitli direct marketing kanallarıyla ulaştı,
-In-store ve outdoor bilgilendirme aktiviteleri düzenledi,
-Yüzlerce basın bülteni gönderimi gerçekleştirdi,
-Medya takibi için ciddi efor harcadı,
-Ve daha aklıma gelmeyen başka faaliyetlerde bulundu...

En sonunda da, dün duyduğum bu radyo spotu...
Danone halen bir kaç sene önce atılan bu e-mail'in lekesini temizlemeye çalışıyor!

Bilginin yayılma hızı korkunç. Yarattığı etkinin finansal ve fırsat maliyeti ortada!

Danone krizi ise başarılı bir case study olarak görmek lazım.
Yeni iletişim mecralarını halen ciddiye almayan tüm iletişimcilerin okuması, kafa yorması ve çözüm üretmeye çalışması gereken bir case study...

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Vakıfbank ve değişim

Süre olarak kısa olan iş yaşantımda şunu çok net anladım; eğer taşımak istediğiniz misyon çalışanlarınıza ağır-zor gelirse, yerlerde sürünmeye mahkum olur.

Polis teşkilatı'nın iletişim yaptığı dönemde olan budur. Büyük olasılıkla Vakıfbank'a olacak olan da...

Mühim olan, değişimin fiziksel boyutu değil, çalışanların bunu benimsemesidir.

Vakıfbank deyince benim aklıma gelen kavramlar arasında hantal, bürokrasi ve mekanik yapı var.

Sizce Vakıfbank çalışanları bu yeni misyonu benimseyebilir mi?

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Huggies Little Swimmers

Ürün geliştirme açısından akıllıca, farklı, çok spesifik, yalnızca yaz aylarında denize/havuza giren bebekler için bir bez üretmek...


Bir süredir TV'da reklamlarını görüyorum. Hani şu bebeğin, havuzun içinde, annesinin kollarında oyunlar oynadığı reklamı diyorum...
Reklamdan sonra aklımda kalan tek şey, benzer bir manzara gördüğümde o havuza girmek için can atıp atmayacağım oldu.

Her ne kadar bez için "sızdırmaz" deseler de, böyle bir şeyin garantisinin olmayacağı aşikar.

Annenin yanlış bağlaması, çocuğun hareketi, bezin içinde bulunduğu koşullar gibi değişkenlerle suya üre karışması çok muhtemel.

Bezle havuza giren bir bebekle kim aynı yerde yüzmek ister sevgili Kimberly Clark?

Reklamda havuz yerine yukarıdaki kare kullanılsaydı bence daha uygun olurdu...

17 Temmuz 2008 Perşembe

"Zihin körü" insanlarla iletişim

Bu insanlar her yerde karşınıza çıkabilirler.
Sosyal ortamlarda, ofisinizde, toplantılarda... Daha da kötüsü; iş görüşmesinde!

İK ya da pazarlama departmanı yöneticileriyle görüşürken, sahip olduğunuz bilgi dağarcığınızı jargonuna göre aktarmaya çalıştığınızda sizi, binlerce fersah uzaktan dinlediklerini anladığınız oldu mu?

Böyle durumlarda en güzeli görüşmeyi bir an evvel sonlandırmaktır, zira karşınızdaki kimseyle iş görüşmesinde vereceğiniz iletişim mücadelesinin aynısını çalışırken de vereceksiniz!

"Yok, ben pes etmem" diyenlerdenseniz güzel bir tecrübe yazısı; bakın Cadı iş görüşmelerinde ( 1 - 2 - 3 - 4 ) "zihin körü" insanlarla nasıl mücadele ediyor...

16 Temmuz 2008 Çarşamba

DEW reklamı başarılıdır, çünkü...

Pazar sabahı TV'de İsmail YK konser görüntüleri dönüyor.

İsmail YK. "O da kim?" diyeniniz var mı?

Hani şu "bombabomba.com" ve "bas gaza yavrum" şarkılarını söyleyen kişi.

Kendi kendime hep sorardım "Bunlar nasıl albüm yapabiliyor?" diye.

Kendi küçük dünyam için elbette geçerli bir soru, ancak dışarıda kocaman bir dünya var ve o dünyada yaşayanların birçoğu İsmail YK'yı seviyor!

Tıpkı şu çok eleştirilen DEW motor yağları reklamı gibi.

Mesleğinize "pazarlamacı" diyorsanız yazısının yorumlarında bahsettiğimiz "aynılık" ve "insanlardan uzak yaşama", bir kreatif direktör olsaydınız size, DEW için daha sofistike, sanatsal yönü ağır ve mesaj kaygılı bir reklam senaryosu yazdırabilirdi.

Ve müthiş yaratıcı fikrinize rağmen hatırlanmazdınız.

Reklamı hiç izlemedim, ancak filmin inanılmaz bir media coverage'ı oldu ve en az 20 yerde okudum.


Reklam filmini dahi görmediğim, ancak motor yağı deyince aklıma kazınmış markalardan biri olan DEW. Üstelik, reklamı sevenler de cabası!

Çok uzağa bakmaya gerek yok, Süheyl ve Behzat Uygur kardeşlerin 20 senedir program yapmayı başardığı, Acun Ilıcalı'nın programlarının izlenme rekorları kırdığı, Recep İvedik'in komik olarak nitelendirildiği bir ülkede yaşıyoruz.

Ne zaman sanata bu kadar susadık ki, müşterisine bu kadar media coverage ve bilinirlik yaratan DEW reklamlarını (ve dolayısıyla balajans'ı) eleştiriyoruz?